|
Devlet aracına neden ihtiyacımız var? Çünkü adalet ve güvenliğe ihtiyacımız var. İnsanların anlaşmazlığa düştüğü konularda, sorunlarını tarafsız bir şekilde ele alıp çözecek otoritenin varlığına ihtiyacımız var. Yani hukuka. Eğer ki yoksa, her insanda bulunan adalet duygusu kendi adaletini kendin sağlama mekanizması haline dönüşecek ve elbette bunun doğal sonucu olarak sınırlar aşılacak ve çeteler, kan davaları yani barbarlık ortaya çıkacak. Peki ya uygulanan hukuk tam anlamıyla adaleti sağlayamıyorsa? Devlet otoritesinin zayıflığı ya da uygulanan hukukun tam anlamıyla adaleti sağlayamaması da aynı sonuca götürür süreci, yani barbarlığa. Onun için devlet aracının suç karşısında kamu vicdanını tatmin edecek cezayı uygulaması gerekmektedir. Peki dinde, özel olarak İslamiyet'te suç ve ceza kavramları nasıl ele alınmıştır? Bunu cevaplandırabilmek için günah ve suç kavramlarının farkını söylememiz gerekiyor. Ana konumuza başlayalım. Günah, dinde Yaratıcı tarafından yapılması emredilen şeylerin yapılmamasına veya yapılmaması emredilen şeylerin yapılmasına verilen isimdir. Eğer işlenen günah başkasına zarar vermeyi içeriyorsa artık o günah suç olarak değerlendirilir ve dünyevi bir cezalandırma uygulanması gerektiği buyurulur. Kur'an'a baktığımızda da zaten bunun birebir karşılığını görmekteyiz. Kur'an tarafından belirlenen suçlar ve cezaları şunlardır: 1. Suç: Kasten Öldürme. Cezası: Kısas (Bakara/178-179) 2. Suç: Yanlışlıkla Adam Öldürme. Cezası: Diyet, Kefaret (Nisa/92) 3. Suç: Kadına İftira. Cezası: 80 Sopa (Nur/4) 4. Suç: Hırsızlık. Cezası: El Kesme (Maide/38) 5. Suç: Eşkıyalık, Yol Kesicilik. Cezası: Öldürme veya sağ el ve sol ayağın çaprazlama kesilmesi veya sürgün (Maide/33-34) 6. Suç: Zina. Cezası: 100 Sopa (Nur/2) Not: İslam'da Recm diye bir ceza yoktur. Eğer ki bir günah sadece kendine değil, başkasına zarar veriyorsa devlet aracı devreye girer ve cezalandırma uygulanır. “O zaman zina için neden cezalandırma belirlenmiştir? Evlilik dışı cinsel ilişkide taraflar birbirinden razı ise zarar gören kimdir?” diye soracaksanız. Yanıt: Doğabilecek olan çocuk ve eğer varsa aldatılan eş. Eğer evlilik dışı cinsel ilişki yaşamada bir kadın tek bir doğurganlık döneminde birden fazla kişi ile cinsel ilişki kurmuşsa, doğacak olan çocuğun babası belli olamayacak, eski zamanları düşünürsek, bu da çocuğun hayata belki 10-0 yenik başlamasına sebep olacaktı. Yani aile hayatı elinden alınmış olacaktı. Onun için İbrahimi dinlerde zina cezalandırma isteyen bir günah yani suç olarak belirlenmiştir. Peki günümüzde nasıl olacak? Doğacak çocuğun hakkı bağlamında baktığımızda, günümüzde bir genetik test ile bu konu aşılabilir. Eğer her iki taraf da bekar ve hamilelik olmaması için gerekli tedbirler alınmışsa, zarar gören bir taraf yok demektir. Aldatılan eş bağlamında baktığımızda, eğer ilişkide evli bir taraf yani aldatılan eş durumu varsa yine ceza hukuku uygulanmalıdır. Çünkü evlilik hukuku çiğnenmiştir. O zaman, ilişkide, taraflar birbirinden razı ise, hamilelik durumu oluşmamışsa, ortada aldatılan bir eş de yoksa bu durumda yaşanılan şey zina olmayacaktır. Zinaya götüren yol olacaktır. Günah olacaktır (İsra/32). Ama devlet aracının karışacağı bir durum bulunmayacaktır. Bu kadar basit bir şekilde açıklanabilecek durum yıllar içinde kendine konu bulamayan din üzerine fetva veren insanlar tarafından öyle çetrefilli hale getirilmiş ki inanılır gibi değil. Bunu aynı kader konusunun akıbetine benzetiyorum. Kader, Allah’ın her şeye muktedir olması ve bunun bir sonucu olarak Allah’ın zamandan bağımsız olması iken, yani bizim için geçerli olan zamanın akması konusunun O’nun için geçerli olmayıp, her an her zamanda olması iken; bu konuyu yanlış anlayıp Allah’ı zamandan bağımsız olmasını tasavvur edemeyenlerin, kaderi “Allah yazdı biz oynuyoruz” noktasına getirip bir de bunu kabul etmeyenleri “Kaderi inkar etti, kafir oldu” deme noktasına gelmelerine benzetiyorum. Kadının şöyle yapması haram, böyle yapması haram diye diye konuyu öyle bir noktaya getirmişler ki, zannedersin din sırf kadını kısıtlamak için inmiş. Zinanın suç olma meselesi, üçüncü bir tarafın zarar görmesi üzerine kuruludur. Bu kadar. Taraflar razı ise, üçüncü bir taraf zarar görmüyorsa yani ortada -doğması sonucu tarafların bakamayacakları- çocuk ya da aldatılan bir eş yoksa ortada cezalandırma hukukunu uygulamayı gerektirecek bir durum da olmayacaktır. Geriye kalan şeyler dinen zinaya götüren yollardır, günahtır ama cezalandırma hukuku ile alakalı değildir. Not: Önceki dinlerde eğer Recm cezası diye bir şey uygulanmışsa, muhtemelen doğacak çocuğun hukukunu korumak için konmuştur. Öyle bile düşünsek şu anda devlet aracı sayesinde çocuğun geleceği güvence altına alınabilmektedir. İslam'a evlilerin zinasında recm cezası vardır gibi bir görüşe sahipseniz bile şu anda uygulanmasını gerektirecek bir durum yoktur. Dünyada hali hazırda var olan devlet kurumları aracılığıyla bu zarar telafi edilebilir durumdadır. |
18 Haziran 2012 Pazartesi
Zina ve Recm
at 19:36 0 comments
Labels: Dini
Kaydol:
Yorumlar
(
Atom
)