3 Kasım 2020 Salı

Köpeksiz Sokaklar İstiyoruz

Köpek doğal bir hayvan değildir. Köpeğin iki özelliği vardır ki doğada başka bir canlıda gözükmez. Zaten insanları yanılgıya düşürende bu özellikleridir.

Bunlardan birincisi: Köpek saldırır, öldürür ama yemez. Boğar bırakır. Onun için ahlaksızdır.

Mesela kedi böyle değildir. Kedi saldırır, öldürür ve yer. Karnını doyurmak için saldırır. Doğadaki bütün canlılar gibi… Bir nedeni vardır. Bir ahlakı vardır. Mesela eve giren kelebeği bile avlamaya çalışır. Eğer avlayabilirse de yemeğe çalışır. Gözlemleyin anlayacaksınız.

Ama köpekler böyle değildir. Sadece güç gösterisi için öldürmeye çalışır. Örneğin sokakta kediye saldırır, parçalar ama yemez. Köydeki kümese sokak köpekleri bir gece saldırmış, hepsini parçalamışlar ama hiçbirini yememişler. Onun için köpek doğal bir hayvan değildir. Onu doğal bir hayvan olarak göremezsin. Doğada hayatta kalamaz. Birilerinin mutlaka beslemesi lazım. Onun için sokakta gördüğünüz bütün başıboş köpekler birileri tarafından beslenmektedir ve hepsi bir zaman sahipliydi.

İkincisi ise korkunç bir sürü psikolojisine sahiptir. İşte en büyük yanılgı buradan gelir. Diyorlar ya “köpek bizim can dostumuzdur” diye. Aynen öyle ama eksik. Tam hali şudur: “Sizinle örgütlenmiş köpek sizin can dostunuzdur”. Örneğin kedi böyle değildir. Sürü psikolojisi yoktur. Onun için sahip mahip tanımaz. Haklı olarak “nankör” diye sıfat takılmıştır halk arasında. Ama köpek böyle değildir. Sahibine bağlanır. Onu korur, kollar. Çünkü sizinle örgütlenmiştir. Peki örgütlenmemiş köpek? İşte o da sizin can düşmanınızdır.

Sokakta başıboş köpek çetesi ile karşılaştınız. Sizi sahibi ya da örgütünün bir parçası olarak görmüyorsa sizi öldürmek için her şeyi yapacaktır. Senin can düşmanındır. Öldürebilmesi de onun için bir başarıdır. Bunu bir kötülük olarak görmez. Ve sen böyle bir canlı ile sokakta karşılaşmak, sokakları paylaşmak zorunda değilsin. Başıboş sokak köpekleri kaç canı aldılar, kaç kişi hayatını kaybetti bunlar yüzünden, kaç kişi yaralandı, sayısı belli değil.

Sorumlusu kim?

Bunlara sokağa atanlar ve sokakta besleyenlerdir.

İnsanlara, kedilere ve hatta sahipli diğer köpeklere saldıran başıboş sokak köpekleri Türkiye’de iç güvenlik sorunu haline gelmiştir.

Bunların mutlaka toplatılması gerekmektedir.

Barınaklarda tutulması ve hatta belki uyutulmalarının tüm vebali onları eşya gibi sokağa salanlara aittir. 

Sen kendini ve yakınlarını korumak zorundasın.

“İyi bir şey yaptığını” zannederek bu köpekleri sokakta beslemek gibi bir yanlışa düşersen, unutma, onların verdikleri tüm zarara ortak olmuş olursun.

Burada hukuki bir düzenleme şarttır.

Yapılabilecek hukuki düzenlemeyi içeren daha önce yazdığım Cezalandırmada Adalet -2 yazısını mutlaka okumanızı öneririm.

 

26 Ağustos 2020 Çarşamba

Bir Zararlı Cemiyet

Eğer inanıyorsanız bilin ki asıl korkmanız gereken Allah’tır. (Tevbe -13)
İnsanın birçok davranışının temelinde yatan içgüdü kaçıştır. Kaçışı tetikleyen de korkudur. Eğer ki bu korku Allah korkusu, Adalet Günü korkusu, hak yememe korkusu ise bu kaçış hayra çıkar. Yok eğer bu korku mal, mülk, para, itibar vs. kaybetme korkusu ise bu kaçış sana zarar olarak dönecektir.

Belki de Adalet Gününde gösterilecek olan şey de bu olacaktır: İnsanoğlunun yaptığı birçok farklı davranışı ile aslında tek bir davranış sergilediği yani kaçtığı… Eğer kendimize dürüst olup davranışlarımızın temelinde yatan içgüdüyü anlamaya çalışırsak, kaçışlarımızı kendimiz de fark ederiz.

Neden bu kadar kaçıştan bahsettim? Çünkü bu yazıda günümüzde faaliyet halindeki zararlı bir cemiyet mensuplarının gerçeklerle yüzleşmemek adına nasıl kaçtıklarını ve kaçarken ne hale düştüklerini inceleyeceğiz.

Tarihte yaşamış lider, önder hatta peygamber vasıflı insanların ismini çokça söylemek onunla bir bağınız olduğu ya da olacağı anlamına mı gelir? Yani ismi çokça zikredilenin, zikredenden razı olacağı gibi bir şey mi düşünülüyor?

Tabii ki böyle bir şeyi kabul etmek doğru değildir. Hatta bu tip, tarihsel insanların ismini çokça kullanan insanların bir kısmı, vurgu yaptığı kişi ile aynı dönem yaşayıp, bugün yaptıklarını yapsa belki onun bir numaralı düşmanı olacak kişilerin ta kendisidir. Buna örnek olarak ismini kullandığı kişinin komutanlığında yapılan savaşlar sırasında yaşamış olsalar ve bugün yaptıklarını o zaman yapsalar tarih kitaplarına “zararlı cemiyet” olarak girecek kişilerin, bugün “Biz O'nun kurduğu partiyiz, O'nun askerleriyiz” demelerini gösterebiliriz.

Terör örgütlerine paspas olmaktan tutun da soykırım yalanlarına arka çıkmaya kadar her türlü rezilliğe imza atanların “Biz O'nun partisiyiz” demelerine “yalancılık”, tüm bu zararlı faaliyetleri gerçekleştirenlere oy verenlerin ise “O'nun partisi oldukları için oy veriyorum” demelerine “kitlesel ahmaklık” dışında ne isim konur ben bilmiyorum. Belki "kitlesel cehalet" olabilir diye itiraz gelebilir. Hayır, buna “kitlesel cehalet” diyemeyiz çünkü ortada gerçeklerle yüzleşildiğinde gösterilen bir savunma mekanizması var.

Şimdi tam bu noktada, muhatap alıp, “Bak destek olduğun bunları bunları yapıyor” dediğinde bu gerçeklerden kaçmak için savunma olarak sundukları sözlerinden 2 tanesini inceleyelim.
1. “Ama diğerleri de yaptı”
Terör örgütüne paspas edildikleri gerçeği ile yüzleştiklerinde başkasının da yaptığını söylemeleri “Tamam biz paspasız ama onlar da öyle. Tamam mı?” demenin itirafıdır. Böyle bir savunma geliştirme ne utanç verici bir durumdur. Savunma da değil zaten, dediğimiz gibi itiraf. Üstelik onların zamanında kurduğu ilişki, biraz da kandırılarak, bir çıkar ilişkisi iken, senin yaptığın terör örgütleri için fedakârlık yapmaktır. Yani senin bir çıkarın da yok, kendi kalene gol atmaya çalışıyorsun. Düşünebiliyor musun, kendini, yakınlarını hedef alan Haydutlaştırma Partisi için fedakârlık yapmış oluyor.

Bir ikincisi, eğer bu durumu söylüyorsan, onlar çıkar ilişki kurduklarında karşı çıkmış olman, mücadele ederken de onlara destek olmuş olman gerekiyordu. Ne o zaman karşı çıkanlardan ne mücadele anında destek olanlardan olmamışken ne diye “onlar da yaptı” diyerek kendini bir kat daha rezil ediyorsun.
2. “Onların cemiyetten uzaklaştırılması lazım”

Zararlı cemiyete bir şekilde destek çıkmış olanların, Haydutlaştırma Partisi için fedakarlık yapmaktan tutun da soykırım yalanlarının savunuculuğu yapmaya kadar her türlü zararlı faaliyeti gerçekleştiren zararlı cemiyet aktif mensuplarını gördükleri zaman söyledikleri “bence artık onların cemiyetten uzaklaştırılması gerekli” sözü, “zararlı cemiyet destekçisi” sıfatından kaçabilmek için geliştirdikleri bir başka savunma mekanizmasıdır.

E hani uzaklaştırılmadılar ne olacak şimdi?

Onlar zaten o zararlı faaliyetleri gerçekleştirdikleri için el üstünde tutuluyor olmasınlar?

Bizzat cemiyetin üyeleri tarafından zararlı faaliyetlerin bayraktarlığını yaptıkları için seçilmiş olmasınlar?

Zaten o cemiyeti zararlı yapan şey de bizzat onlar olmasın?

Ve senin de böylece zararlı bir cemiyetin destekçisi olduğun tescillenmiş olmasın?

3. “Oy almak için yapıyorlar samimi değiller”

Terör örgütleri ile, adi suç şebekeleri ile çıkar ilişkisi kurmanının "herkesin oy hakkı olması" yüzünden kabul edilebilir bir şey olduğunu düşündürmek için söyleniyor. Çünkü oy için yapmıyor, samimi ise, bir terör örgütü, adi suç şebekesi için "fedakarlık" yapıyor ise, varın bunlara siz hayal edin oy verenlerin düşecekleri duruma. Dolayısıyla bu "gerçek" ile yüzleşmemek için bu söylemin arkasına sığınmaya çalışıyorlar. Çıkar ilişkisi kurmak bile kabul edilemez bir şeyken, fedakarlık yapıyor olmanın hesabını siz yapın.

Terör örgütlerine kendini paspas etmenin rezilliği yetmiyormuş gibi, bir de bu gerçeklikten kendini kaçırabilme adına, şahit olanın yüzünde acı bir gülümseme bırakan bu sözler rezilliğe bir kat daha rezillik katmadır.

Ayrıca yeri gelmişken şunu da not edeyim: Barış, liyakat vs. gibi kelimelere tecavüz etmek de kimseyi aklamaz.

Tarihte nice garip oluşumlar oluşmuş ve dağılmıştır. Terör örgütleri, sapkın tarikatlar, insanı kahkahaya boğan gerekçeler örgütlenmiş insanlar... Hiçbiri “O'nu çok seviyorum, askeriyim” diyerek, O'na düşman olanlara oy veren, destek çıkan günümüz zararlı cemiyeti destekçileri kadar akıl tutulması yaşamamış olsa gerek.

Sanmıyorum ki, tarihte hiçbir gruplaşma kendi kalesine gol atmak için bu kadar uğraşmış olsun, fedakârlık yapmaya kalksın.

Size verilen bir hayat var. O hayatı, kendi efsanesine yaşamaya çalışan avamın peşine düşüp, terör örgütlerine, “ülkeye zarar versin de ne konu olursa olsun arka çıkarım” diyenlere paspas olmuş bir şekilde geçirmiş olmayın. Üstelik yaptıklarının ne büyük bir ayıp olduğunu bilinçaltında hissettiklerinde, bundan kaçabilmek için, bahane olarak söyledikleri ile ayıplarının üstüne ayıp katanlardan biri olmayın.

Not: Sanıyorum bir sonraki yazı: "Levent Avam Camii" olacak. Öyle gözüküyor. 

9 Haziran 2020 Salı

Haydutlaştırma Partisi

“Buralar zamanında bir kadın savaş pilotu tarafından bombalandı.”
Neden? Sence bir nedeni olmuş olabilir mi?  
“Şu insanlar soykırıma uğradı”
Soykırım mı? Allah Allah? Tamam öyle olsun, hadi "soykırım" diyelim. Ama "soykırım" olarak isimlendirmeye çalıştığın olayların nedeni neydi? Süreç nasıl işledi?

Niçin tarihte yaşanan olayların nedenleri hakkında hiç konuşmuyorsun? Neden hiç kronolojik sıra yok söylediklerinde? Neden doğrudan bir romantizm başlıyor konuşmaya başladığında? Nedenlerden bahsetmeye başlarsan istediğin gibi bir romantik ortamı oluşturamayacağını mı hissediyorsun? Olur da az biraz yaşanan süreçlerden bahsedersen, elinde propaganda, romantizm yapabileceğin hiçbir şey kalmayacağının farkında mısın yoksa? Peki neden romantizm yapmaya çalışıyorsun? Yoksa hitap ettiğin kitleyi bir şeylere motive etmen mi gerekiyor?

Sanki tarihte yaşanmış olaylara çok önem veriyormuş gibi, devamlı olarak tarihte yaşanmış belli başlı olaylardan bahsedip ama hiç nedenlerden bahsetmeyen insanlar görürsünüz. Hepsi ortak olarak aynı olayları gündemleştirip, yine ortak olarak hiç nedenlerden bahsetmezler. Böyle biri ile muhatap olursanız, aklınızda bulunsun muhtemelen Haydutlaştırma Partisinin bir mensubu ile karşılaştınız demektir. Çünkü Haydutlaştırma Partisi mensuplarının, üzerinden manipülasyon yapabileceklerine inandıkları tarihi olaylardan bahsederken hiç kronolojik sıra diye bir dertlerinin olmadığını görürsün.
Dilimiz, dinimiz, aklımız, namusumuz, canımız, malımız, milletimiz, memleketimiz ne zaman ki özgür ve serbest olursa o zaman biz kardeşiz.

Nasıl laf kalabalığı ama! Kaçını yediniz?

Dilin serbest değil mi? Dinin ne ve serbest değil mi? Ayrıca daha da önemlisi, din ne demek biliyor musun? Ama en güzeli “aklın” serbest olmaması. Akıl ne? Aklın serbest olması ya da olmaması nedir yahu? En sonda da kardeşlik diye bir ifade kullanmış. Kardeş olmak ne demek, olmamak ne demek? Ola ki bir tanım yaptın diyelim. Sonrasında, kardeş olmadığında ne yapmaya hakkın olduğunu iddia edeceksin? Serbest(!) olmadığını iddia ettiğin şeyler serbest(!) olsa idi neyi yapacaktın, başaracaktın, şimdi neyi yapamıyor, başaramıyorsun… diye uzayıp gider cevabı olmayan sorular. Ayrıca laf kalabalığını artırabilmek için hem “özgür” hem de “serbest” kelimelerinin yan yana kullanması da gözden kaçmasın.

Burada parti mensubu elbette ne dediğini kendisinin de bilmediği ezber cümleler ile hiçbir şey söylemiş olmuyor. Peki, hiçbir şey söylemiş olmuyorsa, sorun namına söylediği şeylerin hiçbir gerçekliği yoksa ne yapmaya çalışıyor? Gerek tarihte yaşanmış olayların kronolojik sırasını değiştirerek, gerekse de hiçbir gerçekliği olmayan sorunlardan bahsederek ve sözüm ona “hedef alındığını” ima ederek ne yapmaya çalışıyor?

Yalan ve laf kalabalığı üzerinden hitap ettiği kitleyi kışkırtarak hırsızlık, katillik, yağmacılık yapmaya motive ediyor. Yani haydutlaştırıyor. (İsra - 64)

Fakat kışkırtırken bahane olarak sunduğu gerekçeler o kadar çürük, o kadar zayıf o kadar ucuz ki, biraz sorguladığında sadece bomboş bir gürültü olduğunu anlıyorsun. (Nisa -76)

Bir tarafta neden öldürdüğü, yağmaladığı hakkında hiçbir fikri olmayan cahiller varken, öteki tarafta bunların öldürüyor olmasının kendilerinin geçim yolu olan kravatlı teröristler ve kravatlı teröristin eli silahlı teröristlere ukala taklidi ile anlam yükleme çabası var. Yani “kendini acındırabilirsen istediğin kötülüğü yapabilirsin” mottosu. Salla sallayabildiğin kadar. Kendi yalanlarına inanacak kadar düşmüş insanlar...

O zaman, tüm bunları göz önüne aldığımızda, Haydutlaştırma Partisinin uyguladığı haydutlaştırma sürecinin 2 ana koldan ilerlediğini söyleyebiliriz.

1. Yaşanmış hiçbir olayın nedeninden bahsedilmez. Kronolojik sıra diye bir şey yoktur propagandalarında.
2. Altı bomboş laf kalabalığı üzerine oturmuş mağduriyet edebiyatı ile insanlar kötülük yapmaya teşvik edilir.

Bir insan tarihte yaşanmış bir olaydan kendine nasıl mağduriyet çıkarır anlamak mümkün değil. Üstelik buradaki durum çok daha kötüdür çünkü propaganda yaptıkları gibi olaylar yaşanmış da değildir. Yani tarihte yaşanmış olaylar kimseye kötülük yapma hakkı vermeyecekken, bir de yaşandığını söyledikleri olayların tamamen çarpıtma ve yalandan ibaret olması ne derece mide bulandırıcı bir propaganda ile karşı karşıya kalındığını göstermektedir. Bir bakmışsın "çarpıttığı tarihsel olayın gerçekliğini mi anlatayım, yoksa bu olaylar gerçek bile olsa kimseye hiç bir hak vermeyeceğini mi anlatayım" diye kalakılmışsın. Cehalet, Haydutlaştırma Partisinin gücünü aldığı yerdir.

Bu noktada, avamın, Haydutlaştırma Partisi propagandacısının bu yalan, cılız söylemine sımsıkı sarılması hatta bir yalanının üstüne bin yalan katmaya kalkmasının 2 noktada avantaj yakaladığını düşünmesinden kaynaklandığını görmekteyiz.

Bunlardan birincisi kötülük yaparken ahlaki bir ikilem yaşamayacağını, kendini ve etrafındakileri kandırabileceğini hissetmesidir. “Ben X’im, gittiğim her yeri ve her şeyi yağmalayabilirim, öldürebilirim. Ben herkesten alacaklıyım” diyerek haydutluğa yol vermesidir.

İkincisi eğer hayatta başarısız olmuşsa, kendisinin başarısız olmadığını, kendisinin başarısız bırakıldığını iddia edebilecek olduğunu hissetmesidir. Böylece kendince güzel bir bahane yakalamış olacaktır. Ayrıca “hedef alındığını” iddia ederek de karşı tarafa “önemli insan” olduğu mesajını vermiş olmaktadır. Örneğin “asimile oldum”, “şu oldum bu oldum” hikayeleri ile karşı tarafa “birileri tarafından hedef alındığının” yani “ciddiye alındığının”, “aslında önemli”, “üstün” bir insan olduğunun mesajını vermiş olur. Asimile diye isim taktığı süreç ne ve o olmasa idi neyi başaracaktı, hiçbir şey belli değil. Olmaması da iyi bir şey onun için, bu kadar yalan başka türlü nasıl süslü gösterilecek…

“Sen sömürüldün(?), asimile edildin(?), elbette yağmalayabilirsin. Tabii ki de insanları öldürebilirsin sen ezilmiş bir halksın” diye diye gözümüzün önünden yüzbinlerce insanı, tarihte milyonlarca insanın yaşam hakkını elinden aldılar, aldırttılar. Hep çaldılar, çaldırttılar. Öldürdüler, öldürttüler. Yaptıklarının her karşılığını aldıklarında da kronolojik sırayı değiştirip, sonuçları neden gibi göstermeye kalktılar. Kendi sebep oldukları şeylerin sonuçlarından bile mağduriyet çıkararak nemalanmaya kalktılar. Kışkırtarak hayatlarını berbat ettikleri insanlara; yüzsüzlüğün, utanmazlığın en tepe noktasından “Bakın hayatınız mahvoldu, daha fazla kötülük yapabilirsiniz. İyiliğiniz için söylüyoruz” dediler. (Araf – 21)

İnsanları katlettiler, yapanlar etkisiz hale getirildikçe, “insanlar katlediliyor” dediler. Kaynaklarını terörü finanse etmek için harcadılar. Kaynakları ellerinden alındıkça “bakın işte baskılara uğruyoruz” dediler.

İstedikleri kadar desinler. Günümüze kadar gelen katliamlarını, yağmalarını göz önüne aldığımızda tarih içinde sayıları çokmuş gibi gözükse de Haydutlaştırma Partisi mensuplarının karşısında her zaman adaleti gözetecek birileri olmuş ve olacaktır.

Not: Levent’te o geniş arsa için “şuraya bir botanik bahçesi yapılsa ne güzel olur” derdim. Gökdelenlerin arasında ne güzel gözükür. Ya da geniş bir parkur alanı, insanların sportif etkinlikler yapacağı ya da gençlerin bisikletle, kaykayları ile gelip gösteri yapabileceği bir alan. Yine ne kadar işe yaramış olurdu. İnanılır gibi değil, bugün görüyorum ki cami yapılıyormuş. Gerçekten inanılır gibi değil.  Orada zaten hemen yanı başında eski levent cami varken, vakit namazlarında toplamda 6 – 7 kişi bile olmazken hemen yanına o arsaya bir cami daha yaptırmanın ne manası var! Yani o arsa böyle heba edilemez. Olacak iş değil. Yazık günah. Vallahi de çok acıdım. Ne anlamı var ne gereği var, ne ispat edilmiş oluyor böyle yapılarak. Orada zaten çok az sayıda insan yaşıyorken, bütün avmlerde mescit varken, var olan cami bomboş bekliyorken, o arsa çok güzel bir şekilde değerlendirilebilecekken, var olan bir caminin yanına bir cami daha yaptırmanın ne manası var. İnşallah bir an önce vazgeçilir diyelim. Güzel bir bahçe ya da bir parkur alanı yapılır diyelim.