10 Şubat 2014 Pazartesi

Kur'an'da Mucize Kavramı

Eğer Peygamberlerin başkalarına, özellikle kendisinin peygamberliğini kabul etmeyenlere, olağanüstülükler gösterdiğine inanan biriysen…

Dini ağırlıklı eğitim vermeyen liselerin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde dahi sınav sorusu olarak sorulan Hz. Peygamberin doğumunda yaşanan mucizelerin tamamının uydurma olduğunu söylesem… (Kisra'nın sarayı sarsılmış, sarayın on dört tane balkonu bu sarsıntıdan yıkılıp düşmüş, Mecusilerin 1000 yıldır hiç sönmeden yanmakta olan ateşi sönmüş, Sâve (el-Kastallânî'de "Taberiyye") gölünün suyu çekilmiştir.)

Ya da çoğunlukla kimi tasavvufi ve Peygamberi olağanüstülükle öveyim de yalan da olsa sevap olur mantığı ile kaleme alınmış kitaplarda geçen

- Taş üstüne basınca taşta mübarek ayağının izi kalırdı. Kum üzerinde yürürken hiç iz yapmazdı.

- Peygamber beşikte iken beşiğini melekler sallardı. Beşikte iken konuşmaya başladı.

- Güneş ve Ay ışığında yürürken gölgesi yere düşmezdi vb. gibi olağanüstülük rivayetlerinin tamamının asılsız olduklarını söylesem… Ne düşünürsün?

Vahiy tecrübesi yaşayan bir nebinin görevi nedir? 

Allah’ın Cebrail(as) vasıtasıyla kendisine ilettiği sözleri(ayetleri) kavmine iletmektir. Geçmiş zamanlarda kavimler azgınlıkları ile yoldan çıkıyorlardı. Başkalarına yalan söyleyerek, onların mallarını çalarak, onları kandırarak, sömürerek hatta onlara işkence ederek bir hayat yaşıyorlardı. Bunları yaparken Allah'ın adını kullanarak yaptıklarına ehliyet aldıklarını iddia edenler de vardı. Tüm bunların neticesinde Allah onları uyarması için bir Nebi yolluyor ve sözlerini (ayetlerini) iletiyordu. Bununla muhatap olan ilgili kavmin bazı mensupları da kendisinin Allah tarafından gönderildiğinin ispatı bağlamında mucize (ayet) istiyorlardı.

Neden mucize (ayet) istiyorlardı?

Yukarıda kandırma suçundan, çalma suçundan, işkence suçundan bahsettim ama “Onlar yaratıldıklarına inanmıyorlardı ya da Yaratılmayı reddediyorlardı. Her şeye kudreti yeten bir Yaratıcının varlığını ret edip tesadüfen yaratıldıklarına inanıyorlardı” demedim. O zaman onlar da yaratıldıklarını ve olağanüstü bir Yaratıcı kavramını kabul eden insanlardı. Eğer böyleyseler ilgili Peygamberin getirdiği sözlerin (ayet) yeterli olmaması ve mucize (ayet) istemelerinin nedeni ne olabilir?

Az önce de dediğim gibi o kişinin peygamberliğini kabul etme konusunda direnmek.

Bir insanın peygamberliği kabul etmesi demek o kişinin kendisinden üstün olduğunu da kabul etmesi demektir. Kafir olan yani başkalarının kendisini en üstün, eşsiz görmesini isteyen bir insan için bunu kabul etmek pek kolay olmayacaktır. Hele bir de bu kafir kişi kendi için dini çıkarımlar da yapıyor ise… Yani kendisini alim, hoca, Yaratıcının seçtiği özel kul olarak da görüyor ise… 

Kafir olmak bunların hiçbirisine engel değildir. Dine yani inanca ve aynı zamanda ibadete yönelmek insanın kafirliğini almaz. Zaten Allah’ın varlığına inanma inanmama noktasında bir sınanma da yoktur. Sınanma üstünlük yarışındadır. Tüm bunların neticesinde kavimlerinden bazıları kendilerini Hak yola davet eden o peygamberin peygamber olduğunu ispat için mucize (ayet) istediler. Yani şov yapmasını istediler.

Not olarak şunu ekleyeyim: Peygamberlerle birebirde muhatap olan insanların mucize istemelerinin ana nedeni bu olsa da, mucize beklentisinin bir gerekçesi de Allah'ın yüceliğine iman edebilmesi için insanın ciddi bir bilgi birikime sahip olma zorunluluğunu bilinçaltında hissetmesi olduğunu söyleyebiliriz. Yani Allah'ın yüceliğine, (varlığına değil, varlığa iman etme ile ilgili bir sınanma yoktur), iman edebilme durumu ciddi bir bilgi birikim ve tefekkürün sonucudur. Bunun için aklını kullanarak ve çok çalışarak insan, evrenin ve insanın fiziksel olarak çalışma mekanizmasını ve insanın Ruhsal anlamda Allah ile nasıl bir etkileşimde olduğunu çözmüş olmalıdır. Ama mucize olursa bunlarla uğraşmaya, aklını kullanmaya hiç gerek kalmaz. Değil mi!

Ne diyorduk? Ha, evet. "Kendilerine peygamber gönderilen kavimler, o peygamberin peygamber olduğunu ispat için mucize (ayet) istediler. Yani şov yapmasını istediler." Ve Allah ilgili Nebilerinden bazılarına mucize (ayet) değil ama delil (ayet) göstermesine izin verdi. Bu deliller (ayet), ilgili kafirlerin istediği gibi doğaüstü olaylar (ayet) değildi. Fakat ilgili Peygamberin kendilerinden daha üstün olduğunu ispat eden bir icat, bir söz, bir yetenek, bir derde şifa, özel bir bilgi, belki bir zekâ gösterisi (ayet) idi. Fakat doğaüstü bir olay (ayet) değildi. Bu konunun bu şekilde yaşanması yani o peygamberin kendilerinden daha üstün olduğunu görmeleri ise bırak ilgili kişilerin o peygamberin peygamberliğini kabul etmesini onları daha da kıskanç daha da saldırgan yaptı.

Eğer delil anlamında ayet değil de doğrudan inkarcıların istediği gibi doğaüstü bir mucize anlamında ayet verilseydi ne olacaktı? Bir bahane bulup muhatap oldukları Peygamberin onlardan daha üstün olduğunu yine kabul etmeyeceklerdi.

En'am 109. Kendilerine bir mucize (ayet) gelirse ona mutlaka inanacaklarına dair Allah adına kuvvetle yemin ettiler. De ki: “Mucizeler ancak Allah’a aittir.” Ama mucize geldiğinde de inanmayacaklarının farkında mısınız?

Burada "Allah adına yemin ettiler" ifadesine bakarsak, mucize (ayet) beklentisinin Allah'ın varlığına inanma için değil, ilgili kişinin Peygamberliğine inanma için istendiği görülebilir. 

Buradan şu sonucu çıkabiliriz: İnkarcıların sadece delil bağlamında ayet görmeleri onları azdırmıştı, eğer mucize bağlamında görmüş olsalardı da yine bir yolunu bulacak ve kabul etmeyeceklerdi. Ama inkarcıların şahit oldukları şey hiçbir zaman doğaüstü bir olay değildi, sadece delillerdi. Dediğimiz gibi de o deliller onları daha da azdırmıştı. Zaten inanacak olsalar dahi, o inancın hiçbir işe yaramayacağı da bildirilmiştir, Enam 168. ayette. Biraz sonra göstereceğiz.

Sonsuzlukta (Allah katında) bu azgınlığın görülmesinin sonucu olarak, son Peygamber Muhammed(as)’a bu tarz bir delil (ayet) verilmediği bildirilmiştir. Müşriklere göstermesi bağlamında mucize anlamında ayet zaten verilmemiştir, hiçbir peygambere verilmediği gibi. Aynı zamanda delil bağlamında ayet de verilmemiştir. Hakikaten Peygamberin kavmi ile yaşadığı şey, çölde çok sert bir şekilde gerçekleşen sözlü ve fiziki mücadelelerdir. Kendisinin peygamber olduğunun kabul edilmesi için fazladan yaşanmış veya verilmiş herhangi bir doğaüstü olmayan sıra dışı bir olay, keşif, nimet kayıt altında değildir. Hz. Peygambere verilen tek şey sadece Cebrail(as) ile iletilen sözler bağlamında ayetlerdir.

Şu ana kadar yazdıklarımıza ayet sözcüğünü 3 farklı anlamda kullanmış olduk. Özetlersek:

Birinci anlamıyla ayet: Sözler. Cebrail(as) vasıtasıyla alınan sözler anlamındadır. Bu sözler ilgili Peygamber tarafından muhataplarına iletilir.

İkinci anlamıyla ayet: Mucizeler. Başkalarının şahitliğine kapalı ve fakat Peygamberlerin yaşadığı doğaüstü durumlardır. En temelinde, yaşadıkları vahiy tecrübeleri birer mucizedir. Genel anlamda doğaüstü olaylar Peygamberlerin ve hatta daha genel anlamda Resullerin özelidir. Kendi başlarına ya da kendi aralarında yaşasalar da başkalarının şahitliğine kapalıdır. Bu ayet türü, aynı zamanda inkarcıların ilgili peygamberden göstermesini istediği doğaüstü olay anlamındadır da diyebiliriz. İlgili Peygamberin peygamber olduğunu, kendilerinden üstün olduğunu ancak bu şekilde kabul edeceklerini söylemişlerdir. Fakat hiçbir zaman şahit olamamışlardır.

Üçüncü anlamıyla ayet: Deliller. İlgili Peygambere verilen inkarcıların da şahit olduğu, olağanüstü olmayan nimet anlamındadır. Doğaüstü değildir. Bu sıra dışı bir yetenek, bir keşif, bir şifa, bir zekâ gösterisi ya da özel bir bilgi olabilir. Bu tip bir ayet ile, o peygamber, muhataplarından daha üstün olduğunu göstermiş olur.

Şimdi bu dediklerimize deliller getirelim:

1. (Allah’ın varlığına tabii ki de inanan fakat Peygamberi ve onun getirdiklerinin Allah’tan olduğuna inanmayan) İnkarcıların bir insanın getirdiği sözlerin (ayet) peygamberlik için, aslında daha doğrusu kendilerinden daha üstün olduğunu kabul etmeleri için yeterli olmadığını, bunun için doğaüstü bir gösteri yapması gerektiğini söylemelerinin delili:

İsra 90-94. Nitekim, "Ey Muhammed, bize yerden gözeler fışkırtmadıkça sana inanmayacağız" diyorlar, “yahut hurma ağaçlarıyla, asmalarla dolu bir bahçen olmadıkça; ve onların arasında çağıl çağıl dereler akıtmadıkça; yahut, tehdit edip durduğun gibi, göğü parça parça üzerimize düşürmedikçe; yahut Allah'ı ve melekleri bizimle yüz yüze getirmedikçe; yahut altından [yapılmış] bir evin olmadıkça; yahut göğe yükselmedikçe -kaldı ki göğe yükselmene dahi, bize (oradan, kendi gözlerimizle) okuyabileceğimiz bir kitap getirmedikçe inanmayız ya!" [Ey peygamber] de ki: "Kudret ve yüceliğinde sınırsız olan Rabbimdir! Ben ölümlü bir elçiden başka biri miyim ki?"

(İşte bunun gibi,) insanlara [bir peygamber eliyle] doğru yol bilgisi geldiği zaman onları [ona] inanmaktan alıkoyan, onların: "Allah ölümlü bir insanı mı elçi olarak gönderdi?" diye itiraz etmelerinden başka bir şey değildir.

2. Allah’ın hiçbir şekilde bir Peygambere, kendisinin peygamber olduğu inanılsın diye olağanüstülük göstertmediğinin delili:

En’am 158. Yoksa onlar, meleklerin kendilerine görünmesini mi bekliyorlar yahut [bizzat] Rabbinin veya O'ndan bazı [kesin] işaretlerin (ayetlerin)? [Ama] Rabbinin [kesin] işaretlerinin (ayetlerin) ortaya çıkacağı Gün iman etmenin, daha önce inanmamış yahut inandığı halde bir hayır yapmamış olan kimseye hiçbir yararı olmaz. De ki: "Bekleyin [öyleyse Ahiret Gününü, ey inançsızlar:] bakın, biz [mümin]ler de bekliyoruz!"

En'am 158. ayet bu mucize (ayet) denilen olağanüstülüklerin sınanma kavramı ile bağdaşmayacağını açıkça söyler, İsra 94 de destekler. Çünkü İsra 94. ayette inkarcıların gördükleri şeyin, ölümlü bir elçiden başka bir şey olmadığı söylenir. Ayrıca az önce gösterdiğimiz En'am 109. ayette de görüldüğü gibi inkarcılara bir şekilde bir doğaüstülük gösterilmiş olsaydı dahi yine bir bahane bulup o peygamberin peygamber olduğunu kabul etmeyecekleri söylenmiştir.

3. Son peygamber Hz. Muhammed(as)’e nimet bağlamında ayet verilmediğinin delili:

İsra 59. Bizi, ayetler göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin bu ayetleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd kavmine, uyarıcı, aydınlatıcı bir belirti olarak bir dişi deve vermiştik. Onlar ise, (bu deveyi boğazladılar ve) bu yüzden zalim oldular. Oysa biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.

Hz. Peygamber hem Allah'ın sözleri bağlamında ayet almıştır, hem de tabii ki de bu vahiy tecrübesini mucizevi olarak yaşamıştır. Fakat İsra 59'daki ayetten kast edilen nimet bağlamında ayet olmalıdır. Yani son peygamber Hz. Muhammed'e ne nimet bağlamında bir ayet ne de -hiçbir peygambere de verilmediği gibi- başkalarının şahit olacağı cinsten doğaüstü bir olay bağlamında bir ayet verilmiştir. Eğer ilki(nimet) verilmiş olsaydı bu inkarcıları daha da saldırganlaştıracaktı, eğer ikincisi(mucize) verilmiş olsaydı bir yolunu bulup Hz. Peygamberi yine inkar edeceklerdi. Ama olur da inanacaklar olsaydılar bile bunun bir değeri olmayacaktı.

“Peki, aynı İsra 59'da Semud kavmine verildiği söylenen dişi deve de dahil olmak üzere, daha önceki Peygamberlere verildiği söylenen mucizeler nasıl şeyler oluyor?”  diye soracaksanız... 

Ben o ayetlerin müteşabih olduğuna inananlardanım. Al-i İmran 7. ayette de söylendiği gibi Kur’an, hem anlamı açık net sözleri (ayetleri) hem de yoruma açık, temsili anlatıma sahip sözleri (ayetleri) içermektedir. Ben, bu yoruma açık, mecazi söz kavramının, daha önceki peygamberlere "kendisi ile mücadele edenlere göstermesi için verilen ayetler" konusunu yorumlamada yol gösterici olması gerektiğini düşünenlerdenim. Ve bu ayetlerin doğaüstü gösterileri değil, yine akıl yolu ile değerlendirilecek ve değerlendiren insanı hayran bırakacak delilleri kastettiğini düşünüyorum. Tekrardan vurgulayayım: Elbette her peygamberin Cebrail(as) vasıtası ile ayet alması bir mucizedir. Bunu yanı sıra kendilerine verilen özel ilimler, hâller de vardır. Vahiy tecrübesi yaşamayan ama Resul hükmündeki insanlar dahi bu tip doğaüstü olaylar yaşayabilir. Bunlar da mucize kapsamındadır. Fakat bu tarz insanlar ile mücadeleye girişenler bu tip şeylere şahit olamazlar. Onların şahit olduğu ayetler, muhatap oldukları Peygamberin kendilerinden daha üstün olduğunu gösteren çeşitli nimetler, deliller anlamında ayetlerdir. Doğaüstü gösteriler değildir. Semud kavmine gelen dişi deve, Hz. Musa'nın asasının yılana dönüşmesi gibi olaylar yoruma (tevile) açıktır. Bu noktada Zemahşeri, Razi, Muhammed Esed gibi kaynaklara bakılabilir.

Bunu günümüze uyarlayarak bir örnek vermek isterim. Örneğin 20. yüzyılın başında bir Peygamber gelmiş olsa ve onun bizden üstünlüğünü göstermesi açısından ona Kuantum Mekaniği bilgisi verilmiş olsa ve bunu insanlığa açıklayan ilk insan o olmuş olsaydı, bunun karşısında onu inkara şartlanmış insanların bazısı onun bu özelliğini kıskançlık vesilesi yaparak daha da saldırganlaşacakken kimisi de bu ilmi istismar ederek örneğin Atom Bombası yapmak için kullanacak ve zalimlerden olmuş olacaktı. Eğer günümüzde, o peygamberden sonra bir peygamber daha gelmiş olsaydı ona, belki de Allah bu durumu örnek göstererek kendisinden önce yaşamış bir Peygambere "zerre"nin ilmini bir ayet (nimet) olarak verdiğini ve onların bunu kullanarak zalim olduğunu söyleyecekti, kendi söz söyleme sanatına uygun olarak. (Allahualem)