|
İslamiyet'te evlilik yaşı meselesi üzerine haberler her şeyden daha fazla dikkat çekiyor. Verildiği iddia edilen fetvaları(Örn. "1 yaşındaki kızla da evlenilir") vicdanlar kabul etmiyor. Tabii ki de kabul etmeyecek. Bir şey size mantıksız geliyorsa dünya üzerindeki herkese mantıksız gelecektir. Çünkü mantık, karakter yada kişilik gibi insandan insana değişen bir şey değildir. Herkeste aynıdır ve sabittir. Talak 4 (Yaşlılıklarından dolayı) hayızdan kesilmiş kadınlarınızdan şüphe ederseniz, bilin ki onların bekleme süresi üç aydır. Henüz hayız görmeyenler de böyledir. Hamile olan kadınların bekleme süresi doğurmaları ile son bulur. Kim Allah'tan korkarsa (Allah) onun işine kolaylık verir.demiş Mevdudi yazdığı Tefhimul Kuran isimli tefsirinde. İşte bu, tam anlamıyla 2. grup yani gelenekçi ve modernizmden etkilenmediğini belirtme kaygılı bir açıklamaya örnektir. Peki burada nerede hata var? Birinci hata ayette "henüz" diye bir ifade geçmemesine rağmen bunu ekleyerek ayete yön vermeye çalışılmasıdır. Bu ayette ikinci sırada anlatılan bayanlar bir özür durumu sebebi ile hiç adet görememiş olgun kadınlardır. Ama geleneksel İslam ekolü diye adlandırabileceğimiz ekol bu ayeti "henüz adet görmemiş kız çocukları" şeklinde tefsir etmektedir.
İkinci hata -ki hemen hemen herkesin düştüğü- "kızlarla evlenmek" ifadesinin kullanılması. İster kabul edin ister etmeyin çoğunluğun aklında bayanın kimle evleneceğine karar veren ebeveyn figürü vardır. Bayan hep pasif durumdadır. "Evlenemez", "evlenilir". Ve bu, bilinç altından dışarı bu şekilde vurulur. Gelenekçi tutumda ebeveyn kızın sadece kiminle evleneceğine değil aynı zamanda ne zaman evleneceğine de karar verebilir. Ve onlara göre bu konuda hiçbir sınır yoktur. Çünkü gelenek, ayeti henüz hayız görmemiş kız çocuğu olarak alır ve ayetin kız çocuklarının boşanma süreçlerinden bahsettiğini iddia eder. Zaten, örnekte de görüldüğü gibi, ayetin hemen altına "Dolayısıyla Kur'an'ın caiz gördüğü bir davranışı hiçbir Müslümanın yasaklamaya hakkı yoktur" denilerek zulüm mekanizması haline dönüşebilecek gelenekçi bir ifade de eklenmiştir. Hatta üstüne bir de İmam Şafi ve İmam Maliki'nin "ergenlik çağındaki kızı, babası cebren evlendirme hakkına sahiptir" fetvasını ekleyelim. Ki bu fetvaya delil olarak ayetlerde geçen "evlendirin" ifadesinin getirildiğini belirtelim. Dolayısıyla ikinci grup izahat yaklaşımı karşımıza şöyle bir tablo çıkarıyor: Ebeveyn tamamen keyfi olarak, çocuklarının istediği yaşta ve istediği kişi ile cebren evlendirebilmektedir. Buna dinde cevaz vardır. Bunun kabul edilemez olduğunu anladığınız için şu anda itiraz edeceksiniz ama burada açıkça görülen adaletsizliğe karşı çıkmayı ise "modernizmden etkilenme" olarak etiketleyecek bir kitle ile karşılaşabilirsiniz, dikkatli olun. Oysa ki bunun modernizmle ya da benzeri herhangi bir şey ile uzaktan yakından alakası yoktur! Fakat, ikinci grubun yanı sıra, modernizm bağlamında birinci grup izahat ne gibi hatalar içerebilir derseniz? O da şu ki tüm bunlara tepki olarak 17-18 vb. gibi evlilik yaşı belirtilmesidir. Bu da hatalıdır. Yani aynı ikinci grup izahat gibi birincisi de hatalıdır. Peki doğrusu nedir? Doğrusu elbette ki 3. grup cevap yöntemini seçmek. Sözü Hz. Peygambere bırakalım ve İmam Ebu Hanife'nin bu meseleyi nasıl sağlıklı bir şekilde sonuca bağladığını görelim: Ebu Hanife ise, buluğ çağına (ona göre 17 yaşını doldurup) gelmiş bir kızı hiç kimsenin zorla evlendiremeyeceğini benimsemiştir. Ebu Hanife'nin dayanağı, "Açıkça izin alınmadan dul kadın, rızası anlaşılmadan bekâr kız evlendirilemez" (Buharî, nikâh, 40; Müslim, nikâh, 64; Ebu Davud, nikâh, 23) hadisidir. Ebu Hanife'ye göre, büluğ çağındaki bir kız, velisinden izin almadan ve kendi irade beyanıyla evlenebilir. Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi (m.8) ve Türk Medeni Kanunu (m.124) bu görüşü benimsemiştir. Yani İslamiyet'te evlilik için yaş şartı değil, rıza şartı konmuştur. Burası çok önemli. Yaş şartının konmaması "küçük yaş evlenebilir" değildir, evlenemez de değildir. Yaş bir parametre değildir. Yani açıklamanızda, izahatınızda yaşı parametre olarak veremezsiniz. Veriyorsanız baştan hatalıdır. Yani haber kaynaklarında çıkan "X yaşındaki kızla da evlenilir" ifadesi hatalıdır. Böyle bir ifade, İslamiyet'te evlilik için spesifik bir yaş şartı konmamış olmasının istismar edilmesidir. (Bu arada cümlelerde geçen "evlenilir" ifadesindeki bayanın her zaman pasif durumda tasavvur edilişindeki problemi tekrar tekrar belirtmemeye artık gerek yok). Eğer bir bayan yada bir erkek evliliği istiyorlarsa, ne yaptıklarının farkındalar ve buna razı iseler başka bir şarta bakılmaz. Yaş evlilikte parametre değildir. İslamiyet'te, modern dünyada olduğu gibi evlilik için 16 ya da 18 gibi spesifik bir yaş şartı konmamış olması, elbette çeşitli insanlar tarafından istismar edilmiştir. İslamiyet'te evlilik için spesifik bir yaş şartı konmamış olmasının istismar edilmesi, istismar edenlerin suçudur. Dinin değil. Toparlarsak, şunu diyebiliriz ki çocuklarla evliliği yasaklayan tek sistem İslamiyet'tir. Çünkü rıza şartı mantıklı karar verebilme, reşit olma şartıdır (Nisa/6) (*aşağıdaki nota bakınız) ve bu durumdaki erkek ve bayan kendi tercihini kullanma hakkını kazanır. Elbette illaki kullanacak diye de bir şey yok. İstemezse hiç evlenmez. Yani hem evlenip evlenmeme konusundaki kararında serbesttir hem de eşini seçme kararında serbesttir. Baskı kurmak, ya da ebeveynin karar vermesi Hz. Peygamber tarafından yasaklanmıştır. Bitirmeden son olarak Nur Suresi 32. ayetten de bahsedilir. Burada geçen "evlendirin" ifadesi "zorlamadan" değil evlenmek isteyenlere yardım etmekten bahseder. Tavsiye olarak anlaşılması gereken bir ifadeyi nasıl olur da emir olarak alıyorlar. İnanılır gibi. Sanıyorum bütün sorunlar da bu incelikleri görebilecek yeterliliğe sahip olmayan insanların tefsir yapmaya, fetva vermeye kalkmasından çıkıyor. *Not: Bugün 27.Aralık.2025. Putperestlik: Konum Bağımlı Tanrı İnancı yazısını yayınladıktan sonra ekliyorum bu notu. O yazıda, bir insanın akıl mantık yoluyla gittiği yolun farkında olmasa da Kur'an'ın çizdiği güzergâh ile aynı olacağını, dolayısıyla bir insan Kur'an'dan haberdar olmasa bile ister istemez Kur'an'dan sorumlu olacağından bahsettim. Ve bir örnek olarak, önleyici mahiyette kısas konusu ile ilgili yaşadığım deneyimi aktardım. O deneyim de şu ki, önleyici mahiyette kısas konusunu ilk yazdığımda bunun Kur'an'da zaten geçiyor olduğunun farkında değildim. Bunu fark etmem daha sonra gerçekleşti. Aynı şekilde bu yazıyı 2009 yılında yazarken evlilikteki şartın reşit olma durumu olduğundan bahsetmiştim ve şu anda görüyorum ki bu zaten Nisa 6. ayette dolaylı olarak söylenmiş durumda. Burada, ayet sadece evlenebilecek nikah yaşından bahsetmiyor aynı şekilde tarafların rüştünü ispat etmesinden de bahsediyor. Yani bir kişinin bazı bölgelerde 16, bazı bölgelerde 18 olarak belirlenmiş yaşa ulaşması da yeterli değildir evlilik için. Tarafların ne yaptıklarının bilincinde ve birbirlerinden razı olmaları gerekmektedir. Yani reşit olmaları gerekmektedir. Bu da Nisa 6. ayette söylenmiştir. Çeşitli alimler tarafından 16, 18 gibi yaş belirlemesi yapılması Nisa 6'da nikah çağına gelene kadar ifadesinden kaynaklıdır. Reşit olma durumu için yaş belirleme ihtiyacı, bu ayetteki nikah çağına gelen kadar ifadesinden kaynaklanmış olsa gerek. |
23 Ocak 2009 Cuma
İslamiyet ve Olmayan Evlilik Yaşı Üzerine Fetvalar
at 02:49 0 comments
Labels: Teoloji
16 Ekim 2008 Perşembe
Makyaj Yapma: Utanmayı Taklit Etme
|
Her insan Müslümanlığa boyanabilecek durumda, ona uygun olarak yaratılmıştır ama ne yazık ki kimi zaman başka yollara saparak aslında kendi kendisine zulmeder. Fakat insan tabiatı değişmez olduğundan bundan bir türlü kaçamaz. Kaçamayışı hayatı boyunca gösterdiği farklı davranış ve tepkiler ile kendini gösterir. İşte fıtratından ve Ruhundan gelen o tepkiler aslında o kadar güzeldir ki onların ışığında bazı davranışlar da sergiler. Bunlardan belki en ilginci bayanların kırmızı tonda makyaj yapmasıdır. Bir alıntı ile başlayalım.
Yazarın, "evrimsel psikologlar" olarak adlandırdığı insanların görüşü ile tam olarak aynı fikirde değilim. Doğurganlığı hisseden erkeğin tahrik olması doğrudur belki. Fakat "karşı cins için daha çekici kılınma" olarak ifade edilen durum yani erkeği karşısındaki bayana yaklaştıran şey bence dişinin utangaçlığıdır. Bunun sonucu olarak da kızarmasıdır. Utangaçlığın gayri ihtiyari dışa vurumu ise saflığını, temizliğini ve karşısındakine duyduğu derin hisse karşılık gelir. Saflık, temizlik ise erkeği en fazla etkileyen şeydir. Bu ise tahrik olma ile bağlantılı değil, âşık olma ile bağlantılıdır. Örneğin kaba saba konuşan bir bayan yada sert tavır takınan bir bayan asla bir erkek için çekici değildir ama bu tip bir erkek belki bir bayan için aşık olunacak karakterdir. (İstisnalar hariç diyelim) Bayan utanır, utangaçlığını dışarıya suratının çeşitli bölgelerinde kırmızı rengi yansıtarak gösterir. Bu durum erkeği cezbeder. İşte bayanların kırmızı tonda makyaj yapmalarının ve bu rengin yakışmasının nedeni budur. İçgüdüsel olarak utanmayı taklit etmesi. Peki neden erkekler kırmızı makyaj yapmazlar, yapsalar bile güzel gözükmez diye bir soru gelebilir. Burada ne ilginçtir bayanın utangaçlığı erkeği cezbetse de, erkeğin utangaçlığı bayanı cezbetmez. (Buna belki karşı çıkacaklar olursa en azından erkeğin etkilendiği kadar etkilenmez diyelim) Çünkü erkeğin güçlü ve kendine güvenen olması asıl etkileyici faktördür. Ve hakikaten, erkekte salgılanan hormon tam bu işi görür:
Yani erkek duyduğu aşk ile birlikte utanma bir yana daha da güçlendiğini, büyüdüğünü, hissediyor. Olduğundan daha sert, ciddi... Hisler erkekte bu şekilde dışarı vuruluyor. Bayanın saflığı yüzünden kızarması, erkekte merhameti de beraberinde getiriyor ve bu durum karşısındakini sahiplenmeye kadar itiyor. Belki hiç aşık olmayacağı bir bayana bir utangaçlık sonucu kızarma ile kendini onun sahiplenmiş bir halde buluyor ki bayanın istediği de yerine gelmiş oluyor. Karşılık müthiş bir denge, ahenk... Yalnız bazı insanlar öyle yanlış yollara giriyor ve bu şekilde aslında kendi kendisine işkence etmiş oluyor ki ki artık utanmayı da unutuyorlar. Bunun neticesinde de kendisine bahşedilen o doğal güzelliği ne yazık ki kaybediyor insan. İşte kimisi de kaybettiği o güzelliği makyaj malzemeleri ile yapay olarak geri getirmeye çalışıyor. Halbuki insanın hem içine hem dışına en güzel makyajı yapmış olan Allah'tır. Yeter ki insan kendi kendisine işkence edip o güzelliği mahvetmesi. Yunus 44. Doğrusu Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Fakat insanlar, kendilerine zulmetmektedirler. |
at 04:13 0 comments
Labels: Genel
14 Ağustos 2008 Perşembe
Hidayetin Allah'tan Olması Üzerine
|
Nasıl oluyor da aynı cümleler birinde hiçbir tesir etmezken, diğerinin
hayatını değiştirebiliyor? |
at 14:52 0 comments
Labels: Teoloji