|
Hak dinin sapık olarak isimlendirdiği inanışlarda da yaratılıştan, ibadetten, iyilikten söz ediyorsa, bir inanışın Hak din olduğunu nasıl anlayabiliriz? Hem de, neredeyse her inanışın mensuplarının bir sürü "olağanüstülük" iddiası da varken, neyi kullanarak ayırt edeceğiz, elimizde parametre olarak kullanabileceğimiz ne var?
Tek bir şey: Mantık.
İslamiyet aktardığı her şeyi bir mantık çerçevesinde aktarır. İbadet şekilleri dışında (örneğin neden secde ediyoruz da yana yatmıyoruz vs. gibi...) sunduğu her şey sorgulanır ve sorgulanmak zorundadır. İşte Müslümanlık budur. Müslümanlık İslamiyet’i tercih etmedir...
Tercih etme üzerinde biraz duralım...
Avamın örgütlenmesi, çoğunlukla kimlik bunalımı ve yalnızlık korkusundan ileri gelir, bir şeylerin mukayeseni yaptığından değil. Girdikten sonra bir anda fanatik olur. Hiçbir şeyi sorgulamak zorunda değildir çünkü nefsani istekleri doğrultusunda girdi, sorgulamayı gerçekleştiren aklını çoktan devre dışı bıraktı zaten. Fanatizm, meydan okumalar, büyük laflar etmeler ile daha fazla yer edineceğini sanmakta artık... Nefs tadı bir kere aldı mı hiç bırakmaz peşini.
Peki, Müslümanlar neden böyle olamazlar? Daha doğrusu bir insan böyle ise neden Müslüman olmuş olamaz? (Not: Burada ve yazı boyunca Müslümanlıktan kastettiğim Hak Yol yolcusu olmaktır.) Çünkü Müslüman çelişki duyandır, merak edendir, ilim talep edendir, soru soran, sorularına cevap isteyendir. Yani kendini tercih edebilmek için hazırlayandır. Bu sürecin baş aktörü ise aklıdır. Yaptığı iş onu kullanmasıdır. Bir Müslümanın fanatizm göstermesi için bir nedeni yoktur, çünkü ilmin hiç bitmeyecek bir hazine olduğunu anladı ve o kulvarda deli gibi kulaç atma ile meşgul.
Merak ettiklerinin cevabına nasıl ulaşabilir insan?
Tabii ki okuyarak ve tefekkür ederek(bunun için yalnız kalması, kalabalığın içinde olsa bile). Tabii bunları yapabilmesi için kendi nefsani isteklerini göz ardı edebilmesi gerekmektedir. Bunun için de nefsini yenmiş olması lazım, en azından o kısa süreç için.
Ne kadar ilginç değil mi, ilim deryasında yüzebilmek için bir Müslümanın yalnızlığa ihtiyacı varken, aynı yalnızlık Müslüman olmayanın gözünde, korkması ve kaçması gerektiğini sandığı bir durum halini alıyor. Yani Müslüman olmayanın korkusunun kaynağı, Müslümanın gücünü aldığı yer oluyor. (O zaman korkuyorsak daha Müslüman olamamışız ya da mantık kuramıyorsak daha Müslüman olamamışız diyebilir miyiz?)
Müslüman bu gücü alıyor ve başlıyor tefekküre; sorguluyor, sorguluyor, sorguluyor ve Allah'ın hidayeti ile cevaplar önüne serilmeye başladığında bir anda İslamiyet’in diğer dinlerden farkını ve diğer dinlerin neden sapmış olduklarının farkına varıyor. Diğer dinleri ve diğer dinlerden farkını anladığı anda ise artık tercih edebilmiş oluyor.
Aslında insanların çoğunluğu(bizler) İslamiyet’i tercih etmiş değiliz belki de(AllahuAlem). Yalnızca küçüklüklerinden beri İslamiyet’i öğrendikleri için İslam’a uyuyorlar. Uymalarının nedeni küçüklüklerinden beri öğretilmesi, İslamiyet olması değil. Hak dinin neden hak din olduğunun farkına varmaları değil. Eğer Hristiyanlık öğretilmiş olsaydı Hristiyan, Mecusilik öğretilmiş olsaydı Mecusi, Budizm olsaydı Budist olacaklardı. O zaman, Hz. Peygamberin zamanında yaşasaydı, tüm inancını ve kutsalını sarsan biri ile karşılaşmış olsaydı, O'na karşı gelmez miydi? Mekkeli müşrikler aptal mıydı? Biz onlardan daha mı akıllıyız? Onlardan olmamamız için neden nedir? Ne diyecektik de hak peygamber olduğunu anlayacaktık?
Mucize mi yoksa!
Tamam, mucize isteyelim. O da bize "hayır" diyecek ve üstüne "Ben yalnızca ölümlü bir elçiyim" diye ekleyecekti. Bu durum için de zaten Allah başka bir ayette mealen onların kabul etmemesi olağanüstü bir elçi beklemeleri diyor ve bunun verilmeyeceği söyleniyor. Yani mucize konusunda elimiz boş kaldı.
Kendinizi o döneme çevirin her gün sokakta gördüğünüz biri belki arkadaşınız, peygamber olduğunu söylüyor ve mucizesi yok. Şu anda hemen bugün olsa hemen reddederiz. Neden? Çünkü İslamiyet bize Hz. Muhammed'den(as) başka peygamber gelmeyecek diyor. E, Mecusiler, Hristiyanlar ya da Yahudiler de kendi "kabul ettikleri" (kabul ettikleri ifadesi çok önemli), küçüklüklerinden beri büyük bir samimiyetle öğrendikleri inançlarında, kutsallarında da kendi bildiklerinden sonra peygamber gelmeyeceği yazıyor ise ve onlar da bu sebeple yani küçüklüklerinden beri öğrendikleri hiçbir zaman tercih etmedikleri kendi kutsallarını koruma adına hareket ettiyse. Şu anda kendini peygamber ilan edene karşı çıkacak bizlerle Mekkeli müşrikler arasında ne fark var?
İslamiyet hak din demekle olmuyor azizim. Bu fakirden sizlere tavsiye, hiç korkmadan her şeyin mantığını öğrenmeye bakın. Bununla uğraşmadan "Ben teslim oldum" diyorsanız siz yalnızca aklını kullanmaktan kaçan bir insansınız demektir. Teslimiyet, mantığı çözdükten sonraki duyduğun hayranlıkta gizli… Böyle değilse sen yalnızca nefsine teslim oldun demektir ya da korkularına yenildin. Aklını kullanmaktan korkma.
Bir hak dinin, haklılığının nedeni mantık sunma zorunluluğudur. İslamiyet hak din ise zaten sorularının cevabını verecektir. Yok, içinde gizlediğin sorulara cevap veremiyor ise, o zaman sen zaten hiç bir zaman iman etmedin demektir. Pek bir değişiklik olmayacak merak etme.
Bitirirken bir dinin nasıl hak din olduğunu size öyleyeyim. Birincisi, bir insanın Allah'ın rızasını kazanabilmesi için Allah'ın yüceliğine iman, Ahirete iman ve salih amel şartı dışında bir şart koymamış olması lazım gelir ki İslamiyet'te aynen böyledir (Bakara/62, Maide/69). İkincisi dinin kendisi dünya hayatında dert, sıkıntı, dışında bir şey vadetmez ki İslamiyet "Yoksa sizden öncekilerin çektikleriyle karşılaşmadan cennete girebileceğinizi mi sandınız?" der (Bakara/214). Yani çıkarınla çatışacağını söyler. Üçüncüsü tebliğ yapanın sizden bir ücret istememesi durumudur ki yine İslamiyet bunu da sağlar (Yasin/21).
|
0 comments :
Yorum Gönder