|
Bir zaman önce internetten izlediğim bir video karesinde alkol almış birinin oldukça ilginç bir davranışından bahsederek başlayayım. Videoda görünen şey, alkolün etkisi ile kendisine hâkimiyetini yitirmiş, durmadan ve anlamsız bir şekilde: “Ben tekim, ben tekim” diyen birisiydi.
Tek olma vasfının sadece Allah’a mahsus olduğunu düşünürsek, o anda etrafındakilerin ya da daha sonra o videoyu gülmek için izleyenlerin belki anlayamayarak şahit olduğu şey, açıkça ve -garip gelebilir bu ifadem ama- en dürüst hali ile nefs dediğimiz şeyin ilahlığını ilan etmesiydi.
(Müslüman Olmak Nedir? Ne Değildir? yazımızda çizdiğimiz şekli gözünüzün önüne getirin) Mekanizma şöyle çalışıyor: Alkol veya benzeri aklı uyuşturan herhangi bir madde kullanınca, akıl iptal oluyor, bunun oldukça ilginç yansıması olarak nefse “ilahlığını alenen söyleme itici olursun” diyen şeytan da iptal oluyor. İnsana doğruyu ve yanlışı ayırt etmesini sağlayan Fıtrat da iptal oluyor. Tüm bunların sonucu olarak nefs hiç rol yapmadan, en dürüst hali ile 2 temel isteğinden birini alenen haykırıyor. Günlük yaşantısında insanın devamlı surette ama üstü kapalı olarak “başkalarından farklı olduğunu” ima etmesi de, hak etmediği saygıyı elde etmek için etrafına ıstırap olması da işte hep bundan kaynaklanıyor. Yumuşatılmış da olsa yine ilahlığını ilan etmesinden...
Farklı olma, tek olmadır; tek olma, eşsiz olma o da ilah olmadır. İnsan nefsinin devamlı yapmaya çalıştığı şey de budur: Eşsizliğini yani ilahlığını ilan etme. İşte bu durum, kişinin kâfirliğini gösterir. Peki, bu hâl günlük hayatına nasıl yansır? Nasıl bir değişiklik yaratır? Birisinin kâfir olup olmadığı nasıl anlaşılır?
Başkalarından üstün olma yarışından, başkalarının kendisini eşsiz görme isteğinden vazgeçemeyişi bir insanı Allah'ı inkara falan götürmez. Tam tersine Allah'ın seçilmiş kulu olduğunu bile iddia edebilir. Bu uğurda sonsuz kudret sahibi Yaratıcı kavramına sarılabilir ve O'na iftira atarak kendisine delil getirmeye de çalışabilir. Ama Kafirlik insanı ahiret gününü yani adalet gününü görmezden gelme (kabul etmeme de diyebiliriz) noktasına götürür. İşte bunun dünya hayatındaki karşılığı hak etmediği saygıyı görmek için etrafında ıstırap olması dışında, kişinin devamlı suretle adaletten, adil yarıştan, suç işlediyse yargılanmaktan ve cezalandırılmaktan, eğer kendine yakın gördükleri suç işlediyse onları yargılanmaktan kaçırmaya çalışması ile ortaya çıkar.
Kişi; her gün ama her gün,
Adaletin terazisini bozmaya çalışmasıyla,
Adil yargılanma mekanizmalarını etkisizleştirmeye çalışmasıyla,
Adil sınav süreçlerini yok etmeye çalışmasıyla,
Bana avantaj sağlansıncılığıyla,
Ya da hak etmeyene hak etmediğini vermesiyle,
Herkesin ödediği bedeli ödemekten kaçışıyla,
Bunları sağlayabilmek için değişik isimler altında gruplaşmasıyla,
Suç işlemişse cezalandırılmaktan kaçmak için elinden geleni yapmasıyla,
Eğer kendine yakın gördükleri suç işlemiş ise onları yargılanma, cezalandırılma süreçlerinden kaçırmak için, yaptıklarını örtbas edebilmek için mücadele etmesiyle,
Sonuca ulaşabilmek için, bunları yapan diğer haydutlar ile müzakere etmesi ile tek bir şeyi ispatlar: Kâfirliğini… Hem de istisnasız her gün her hareketi ile her defasında yapar bunu.
Aklını kullanmaktan kaçar; adaletten kaçar...
Neden kaçar? Çünkü başarısız olmayı göze alamaz. Eğer bir adil bir ortamda başarısız olursa ilahlığını ispatlamaya giden yolun kapanacağını bilir. Yani aklını kullanarak adil bir şekilde yarışması gereken süreçten kaçışını temelde tetikleyen yine ilahlık isteğidir.
Kâfirliği bağlamında, bir insanın adalet gününde kendisine gösterilecek olan da ilahlığa ulaşacak diye hak etmediği saygıyı, ilgiyi elde etmek için başkalarına ıstırap olduğu, kendini yüceltemiyorsa bile en azından başkalarını küçük düşürmeye çalışarak yine başkalarına ıstırap olduğudur. Sürekli etrafa zarar verdiği yüzleştirilecektir. Tabii adaletten kaçmaya çalışması da tüm bunların üstüne eklenecektir.
Kâfirlik soyut bir kavram değildir. Kâfirliğin yansıması da saydıklarımdır. Adalet gününe inanmaz, karşılığında da dünyada adaleti bozmaya çalışır. Cezalandırmada adaleti, yargılanmada adaleti, ekonomide adaleti, sınavlarda, atamalarda adaleti bozuyorsa bu adalet gününe inanmayışından kaynaklanır. Kâfir olmayı helvadan yapılmış putun önünde secde etme, kâfir olmamayı da bunu yapmama diye basitleştirerek anlatanların söylediklerinin aksine kâfir olmanın ve kâfir yaşam tarzının sonuçları bunlardır.
Eğer ki kâfirliğinin temelinde ilah(tek, eşsiz, en üstün) olma isteği var, bunun sonucu olarak kişi başkalarına zarar veriyor ve küçük düşme korkusu ile adaletten kaçmaya çalışıyorsa o zaman bu yolun zıt istikametinde "Allah'tan başka ilah yoktur" yani "Karşısında ne kadar küçük olunduğunun idrak edildiği tek Yaratıcı" inancı vardır.
Tersten söylersek; eğer ki küçük düşme, ilahlığa ulaşmama korkusuyla adaleti bozmaya çalışıyorsanız yaptıklarınızla, adil mücadeleyi lehinize çevirmeye çalışıyorsanız, aldatıyorsanız; hele bir de bunu yapabilmek için örgütlenmeye kalkmışsanız; ya da bu örgütlenenlerin yaptıklarını temize çıkarmaya çalışıyorsanız; daha "Allah'tan başka ilah yoktur" diyememişsiniz demektir.
Bakıyorsun, öylesine detay konuları gündem yapıp üzerine saatlerce vakit harcayıp ve harcattıranların dolayısıyla kendini meşgul gösterenlerin hayatlarında "Allah'tan başka ilah yoktur" sözünden eser yok. Çünkü olursa ilahlık isteği bitip fedakarlık ile birlikte adalet gününe iman başlayacak, hayatına ona göre çeki düzen verecek ve büyük kayıplar yaşamaya başlayacak. Tabii bu kadarla da kalmayacak. "Allah'tan başka ilah yoktur" dedikten sonra bir de adaletin terazisini bozmaya kalkanlarla, cezalandırılmaktan kaçanlarla mücadele etmeye başlayacak ve bunun sonucunda da birçok kişi ile karşı karşıya gelecek. Kaba tabirle "neyse, en iyisi risk aldırmayan konularla vakit harcayayım da ana konuya vakit kalmasın" şeklinde "Allah'tan başka ilah yoktur" diyemeden hayatına devam ediyor. Bu şekilde istediği kadar, hatta hayatı boyunca dinle ilgileniyormuş gibi yapsın insan, ister ibadet yapsın, hatta isterse dini ilimle uğraşsın, sonuç değişmez: kâfir olarak yaşıyor demektir.
Müslümanı Müslüman yapan da, adaletin terazisini bozmaya çalışan örgütlenmeler, adi suç şebekesine dönmüş iktidarlar, eli kanlı, hayvandan aşağı terörist, haydut gruplar ve bunların yaptıklarını temize çıkarmak için kameranın karşısında nefes tüketen, yazılar yazan alçakları gördüğünde onlarla mücadele etmesidir. Arkasını dönmemesidir. Şahitliğini göstermesidir. Yani ahiret(adalet) gününe inanmasıdır. İnanıyorsa gerçekten, ona hazırlanmasıdır.
Ey iman edenler! Toplu olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın). Böyle bir günde her kim onlara, tekrar dönüp çarpışmak için geri çekilmek veya diğer bir safta yeniden mevzilenmek hâlleri dışında, arkasını dönerse, muhakkak Allah'tan bir gazaba uğramış olur ve varacağı yer cehennemdir, orası da ne kötü bir akıbettir. (Enfal/15-16) Not: Bu konunun en detaylı açıklamasını Devrim Dersleri - 4'te yapacağız.
|
0 comments :
Yorum Gönder