|
Nefsin 3 temel içgüdüsü vardır. Bunlardan birincisi üstünlük
yarışında galip gelme, başkalarının onu en üstün, en eşsiz olduğunu kabul
ettiğini görme yani ilahlığa ulaşma; ikincisi yeme-içme, cinsellik başta olmak
üzere kuralsız, sınırsız bir şekilde doyurabildiği kadar kendisini doyurabilme, üçüncüsü ise tembelliktir. İnsanın bütün sınanması bu 3 içgüdüsü
üzerinedir. İnsan nefsinin ilahlık(üstün, tek, eşsiz olduğunun başkaları
tarafından kabulü) isteğinin peşinden giderse kafir olur. Hatta bu uğurda Allah’ın
varlığına inanıp ibadet dahi etmede hiç sorun yaşamaz. Çünkü Şeytan insana, ilahlık
isteğine ulaşabilsin diye Allah’ı delil getirebileceğini, O’nun katında çok
mübarek olduğunu, O’nun tarafından seçilmiş bir insan olduğu gibi iddialarda
bulunabileceğini fark ettirir. Onun için bir insanın Allah’a inanıyor, ibadet
ediyor olması kafir olmadığı anlamına gelmez. Şeytan da bir insanın Allah’a
inanıyor olmasını hiç sorun etmez. İnsan nefsinin yeme-içme, cinsellik gibi hayvanlarda da olan
içgüdülerinin peşinde bir hayat yaşarsa hayvan gibi bir hayat yaşamış olur. Şeytan
yine insana bu istekleri için sonsuz güce sahip bir ilahtan isteklerde bulunabileceğini
fark ettirir. Buna yenilir ve bu uğurda Allah’a inanır ve ibadet ederse müşrik
olur. Müşrik olma, bu istekleri tatmin için Allah’a yönelmedir. Allah’tan hak
etmediği halde dünyayı istemektir. Peki, müşrik ve kafirlerde Ahiret inancı yok mu? Hayır yoktur. Allah’a inanma ve ibadet etme ne kafir olma ne de müşrik olma ile çelişmezken, ikisinde de Ahirete inanma yoktur. Casiye 24. Onlar hâlâ: "Bu dünyadaki hayatımızdan başka bir şey yok!" derler, "Dünyaya geldiğimiz gibi ölürüz ve bizi ancak zaman yok eder". Fakat onların bu konuda hiçbir bilgileri yok: onlar sadece zannederler. (Ayrıca bkz. Mü’minîn/37,
Mü’minîn/82, Hakka/4, Neml/67-68.) İşte insan kafir veya müşrik olmadan yaşama üzerine bir
sınanma yaşar. Allah’ın varlığına inanma, inanmama üzerine kurulu bir sınanma
yoktur. Tanrıtanımazlık ya da Ateizm diye adlandırılan bir Yaratıcının
varlığına inanmama gibi bir durum tanımı gereği zaten mümkün değildir. Bu
noktada sadece hayvanlarla ortak paylaşılan temel içgüdülerinin peşinde giden
insanların Allah’ın ve Ahiretin varlığı ya da yokluğu gibi şeylerin umurlarında
bile olmaması durumu vardır. Bunu Ateist olma iddiası ile karıştırmayalım.
İkisi birbirinden çok farklı. Bunu da açıkladıktan sonra şimdi Kafir ve müşrik olma konularına
biraz daha derinlemesine girelim. Kafir olma az önce açıkladığımız insanın nefsinin birinci
isteğine uyması iken, müşrik olma ikinci isteğine uymasıdır. Elbette sonsuzluğu
kaybetme bağlamında ikisi de aynı kapıya çıksa da yine de aralarında fark
vardır ve bu da kafirliğin ilahlık isteği ile, müşrik olma ise hayvani
içgüdüleri sınırsız bir şekilde doyurma ve bu uğurda Allah’a yönelme ile
alakalıdır. Birisinde bu iki sıfattan biri bulunurken diğeri illaki bulunmaz
gibi bir durum yoktur. Gerçi bir insan için kafir olmadan müşrik olma, müşrik
olmadan kafir olma durumu nasıl gerçekleşebilir, düşünemiyorum. Çünkü bu durumun
sadece bir istisna vardır, o da Şeytan’dır. Şeytan kafir olmuştur ama müşrik
değildir. Onun başlıktaki ifade ve yazı boyunca vereceğim örnekler sizi yanıltmasın.
Kafir olma ve müşrik olma davranışlarını inceleme babında sanki sadece kafir olan
ve sadece müşrik olan iki insanda bahsediyormuş gibi örnekler vereceğim. Yoksa kafir
olan bir insanın müşrik olmaması ya da müşrik olan bir insanın kafir olmaması
gibi bir durumun gerçekleşebileceğine pek ihtimal vermiyorum, diyelim ve şimdi dünyevi isteklerde bulunmanın şirk koşma olması durumuna geçelim. - Dünyevi isteklerde bulunma nasıl şirk olur? Şirk olması
için birinin başkasını ilah olarak görmesi gerekmez mi? Başkasını nasıl ilah
olarak görür ki insan? Karşısına geçip ibadet yaparak mı? + Yok değil. - Gözünde büyüterek, hayran olarak mı? + Yok o da değil. Cevap: Kendisinden adaleti bozmasını isteyerek. Eğer Müşrik olma hak etmediği halde dünyayı istemekse,
dünyayı sana bir insan da verebilir. Örneğin zenginlik istiyorsan, sınavda başarı
istiyorsan bunları iktidarı ya da kurumları ele geçirmiş bir yasal hırsız da
verebilir sana. Yolsuzluk yaptırır, zengin olursun. Soruları çalar verir sana
sen de “hayır” demezsin. Bunları yapan kişi, o kişi için ilah olmuştur artık.
Allah’a ihtiyacı yoktur artık. Değil mi! İşte Müslüman olabilmiş biri yani Allah'ın yüceliğini idrak ve takdir edip, ahirete inanan ve salih amel işleyen biri tam o
anda bunları kabul etmeyecek insandır. Bu şekilde dünyayı yani zenginliği,
başarıyı bile ahiret için istediğini ispat etmiş olur. Müşrik ise kuldan,
kendisi için adaleti bozmasını isteyen insandır. Allah’a böyle ortak koşar.
“Ben putlara secde etmiyorum demek ki müşrik değilim. Ne kadar kolaymış” diye
bir şey yok. Ayrıca putlara secde etmediğinden de emin misin? Biraz güncel konulardan konuşalım. Hiç inanmadığı halde, yahu ne inanması, ortada inanılacak
bir dava bile yok iken neden örgütleniyor insanlar? Neden siyasi parti adı ile
açılmış ama terör örgütünden, suç şebekesinden farkı kalmamış kimi yerlerde
takılıyor? Neden örgütünün kalabalık olması için uğraşıyor? İnanç, düşünce,
ideoloji sahibi oldukları için mi? Yoksa kimlik bunalımı yaşadığı için mi? Ya
da örgütlenmeyi, adaleti bozma mekanizması olarak algıladığı için mi? Onun için
ne kadar kalabalık olurlarsa o kadar iyi mi? Neyse. Bunlara biraz sonra değineceğiz. Şimdi burada bir
duralım ve biraz daha farklı güncel bir konudan bahsedelim. Din veya siyaset
ile uğraşmaya başlayan bazı insanlarda görünen, “Din veya siyaset ile uğraşmaya
başladım, o zaman üst perdeden konuşabilirim” davranışına... Bu davranışa örnek vermem gerekirse, aklıma ilk, yakın bir
zamanda bir kurumun başındaki bir kişinin söylediği söz geliyor. “Namazlı,
abdestli yani dindar bir nesil yetiştirme niyetindeyiz”. Buna benzer bir söz
söylemişti ilgili kişi. “Dindarını” geçtim, sen herhangi bir nesil
yetiştirebilir misin? Sen kendin yetiştin mi? Bu özgüven nereden geliyor?
Herkeste olmuyor ama din ile ilgilenen kimi insanlarda neden böyle
"birilerine önderlik yapabilirmiş" imalı söylemler kendinden emin bir
şekilde söyleniyor? Ne büyük laflardır bunlar! Yine aklıma bir zaman önce “İslami cemaat” adı altından
kendini tanıtan bir gruba mensup insanlar geldi. Onlar da çokça söylerdi:
“Öğrenci yetiştiriyoruz” diye. İnsan yetiştiriyormuş. Ne kadar da kolay üst
perdeye geçiyorlardı oralara girenler. “Kendin yetiştin bitti de başkalarını mı
yetiştiriyorsun!” deme hissi uyandırırdı bu laflar. İnsan bu lafları etmeye başlamadan önce kendi kendisine
sormalı: “Benim birini yetiştirebilecek bilgi birikimim var mı? Daha öğrenci
olmam gerekirken, bir yere para yardımında bulunmuş olmam beni bir anda nasıl
"nesil yetiştiren insan" konumuna yükseltmiş oluyor?” diye. Hele bir
de bu tip yerlerde çoluk çocuğun kimlere emanet edildiği konusu var ki, hiç o
konulara girmeyelim. Bu durum yani din ile uğraşmaya başlayan bazı insanlarda bir
anda hasıl olan üst perdeden konuşma davranışı aslında insanın kafirlikten
vazgeçemeyişinin göstergesidir. Din ile ilgilenirken bile yine üst perdeye
geçmeye çalışıyor. Din ile ilgilenmeyi bile kafirliğin gerçeklenmesine bir araç
olarak kullanıyor. Bu durumun aynısı siyaset ile uğraşmaya başlayan insanların
da bir kısmında görülmektedir, ki bence bu çok daha sinir bozcudur. Çözüm
üretme, adaleti sağlama, faydalı olma niyeti ile değil, ki böyle yapanlar da
var, o fedakâr insanların haklarını yemeyelim, “Buralara yakın durayım yarın
öbür gün işim düşer. Bana avantaj sağlarlar.” diye girip, bir de oluşan bir
boşluktan faydalanıp bir makam elde edip, bir süre sonra ne amaçla oralarda
takılmaya başladığını unutup, hiçbir bilgi birikimi olmadığı daha ikinci cümlesinden
belli insanların büyük büyük konularda sırf müdahil olmak için içi bomboş
cümlelerle, üst perdeden konuşma davranışları göstermesinden bahsediyorum.
Hatta adalet, barış, liyakat gibi sözcüklerin içine ede ede, kendi
adaletsizliğini, liyakatsızlığını örtmeye çalışıp bir de üstüne bunlardan
adaleti bozmasını bekleyen tayfanın içi boş övgüsü ile gaza gelmişlerden
bahsediyorum. Adaleti bozma, üst perdeye çıkma, adaleti bozdurmaya
çalışmadan bahsettik. Şimdi müşrikliği, başkasını ilah olarak görmeyi inceleyelim. İnsanlar, birisinin güç sahibi olduğunu nasıl anlar? Onların adaleti bozma örneklerini görerek, başkalarından
dinleyerek. Bir müşrik bir insanı ilah olarak görüp görmeyeceğini
adaleti bozup bozamadığını kontrol ederek anlar. Bunu fark edip istemesi ile de
müşrikliğini gerçekler. Burada kafirlik ile müşriklik arasında müthiş bir uyum
olduğunu görüyoruz. Biri olmadan öteki olmuyor. Şöyle ki, bir insanın adaleti
bozarak güç sahibi olduğunu gösterme isteği bunu kendisinden isteyenlerin
olduğunu, olacağını düşünmesinden; bir insanın müşrik olması ise bir yerlerde
adaleti bozma gücüne ulaşmış birilerinin olduğunu ve bunu kendisi için
kullanabileceğini düşünmesinden kaynaklanmaktadır. Kafir adaleti bozarak güç gösterisi yapar, müşrik bunu ondan
yapmasını isteyerek ibadet yapmış olur. Kendisi için başkasına haksızlık
yapmasını isteyerek. Kafirlik ile müşriklik arasında yaşanan ilişki en temelde
bu şekildedir. Bakarsak, tarihte yaşamış müşriklerin müşrik olmasının nedeninin
fiziksel put ve ona secde hareketleri yapmaları olmadığını, onlardan dünyevi
isteklerde bulunmaları olduğunu görürüz. Bu istekler de en temelde başkasına
haksızlık yapma, adaleti bozma üzerine kuruludur. Adalet günü inancının
olmamasındandır. Yani aslında müşrikler, putlardan kendileri için dünyada
adaleti bozmalarını istiyorlardı. İyi de bu dediklerimiz günümüz dünyasında da geçerli değil
mi, neden tarihten bahsediyoruz? Evet, elbette. Örneğin geleceğini belirleyecek
bir sınava gireceksin ve pek de hazırlanmadın. Buna rağmen sınavda hak
etmediğin halde herkesin önüne geçmek istiyor ve bunun için dua ediyorsan, sen
de en temelde müşriksin demektir. Zaten bunu yapıyor olmanın ana nedeni, adalet
gününe inanmıyor olmandır. Bu konunun sağlamasını şöyle yapabiliriz: Sınav örneğinden
gidersek, hak etmediğin başarıyı elde etmeyi sana başkaları da sağlayabilir.
Örneğin sana birileri sınav soru cevaplarını sınavdan önce verebilir. İşin
görülmüş olur. Artık dua etmene gerek kalmaz. O zaman, adaleti bozması için
doğa üstü bir güce yönelme davranışını sergileyen, bu konu bağlamında
söylüyorum, sınavdan bir gün önce soruların cevaplarını verecek birileri ile
karşılaşırsa, onlara "Hayır." diyemeyecektir. Genel olarak söylersek,
birinin dünyada adaleti bozması için doğaüstü bir varlığa yönelmesi dünyada
bunu yaptırtacak birini bulamamış olmasından kaynaklanmaktadır. O zaman eğer
bir insan adalet gününe inanmayı başarabilmişse, Dünyada adaleti bozma
girişiminde bulunmaması ve özellikle başına gelenleri, elde ettiklerini ve
edemediklerini nasip olarak görüyor olması gerekmektedir. Zaten dünyalıkları,
başına gelenleri nasip olarak görmüyorsa, eninde sonunda adaleti bozmaya, bozdurmaya
çalışır bir halde bulacaktır kendisini. Tekrar edersek; şirk koşanın, yani adaleti bozmaya
çalışanın, bunu isteyenin; Allah'a ibadet ediyormuş gibi yapması, dünyada
adaleti bozduracak birini bulamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Örneğin
Türkiye'de, "Allah" ismi ile hitap ettiği göremediği varlığa
yönelerek yapar bunu. Ortada samimi bir inançtan ziyade "işimi görecekse
neden inanmadığımı söyleyeyim" hesabı vardır. Yani müşriğin inancı akıl ve
mantık, ibadeti de şükür üzerine değil, tamamen çıkar hesabı üzerine kuruludur.
Onun için ilk fırsatta ve aslında her fırsatta patlar. İşte böyle bakarsak, neden dindar görünen bazı insanların,
bir konum elde ettiklerinde boğazlarına kadar yolsuzluğa, usulsüzlüğe,
hırsızlığa battığını anlayabiliriz. Çünkü müşrik oldukları için. Dindar bir müşrik. Böyle bir
insanın, makam elde etmeden önce, doğaüstü bir varlığa yönelmesindeki, sıkı
sıkıya ibadet etmesindeki asıl niyeti adaleti bozmaktır. Bunu yapacak
birilerini bulduğunda ya da bir makam elde ettiğinde asıl isteği tüm çıplaklığı
ile açığa çıkar. Yani böyle bir insan için adalet gününe inanma diye bir şey
hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Bütün mesele adaleti bozma isteğidir, bunu
yapabileceği dünyevi bir makamı ya da etrafında böyle bir makamda bulunan
birisi yoksa, o ara doğa üstü bir güç ile ilgilenir. Bunu bulduğunda da
işlenebilecek bütün suçları işler. Fakat hiçbir şekilde "o kişi dindar
değil" diyemezsin. Müthiş bir bilinçaltı itirafı duymuştum yakın zamanda. Bir
adam bir akrabasına devlet kadrolarında bir yer ayarlıyor yani adaleti bozuyor.
Bu ortaya çıktığında ise bizim burada uzun uzadıya yazdığımız şeyi 3 kelime ile
özetliyor: “Eğer yapamasaydım, beni küçük görürlerdi. “ Adaleti bozabilmek güç gösterisidir, büyüklük gösterisi.
Küçük görünmekten korkan kafirdir. Böyle birisinden, kendisinde var olduğuna
iman ettiği gücü kullanarak adaleti bozmasını isteyen ise müşriktir. Yani kafirlik, müşriklik yüzyıllar öncesinde yaşamış
insanlara ait fantastik kavramlar değil. Her gün karar verirken sınandığımız
güncel kavramlardır.
Son olarak bitirirken şunu tekrardan vurgulamak isterim ki, başlıkta ve yazı boyunca kafirlik ve müşriklik örnekleri verirken insanlar sadece kafir ya da sadece müşrik olurmuş gibi yazmam sizi yanıltmasın. Yeri geldiğinde güç gösteri yapan insan, yeri geldiğinde başkasından güç gösterisi yapmasını da isteyecektir. Sadece kafir olma müşrik olma davranışlarını gösterebilmek için, kafir ve müşriği iki farklı insan tipi gibi yazdım. Yoksa kafir olanın müşrik olmaması ya da müşrik olanın kafir olmaması gibi bir durum bir insan için geçerli olabileceğine pek ihtimal veremiyorum. Not: Bu konunun en detaylı açıklamasını Devrim Dersleri - 4'te yapacağız. |
30 Temmuz 2022 Cumartesi
Modern Zamanların Müşrik Kâfir İlişkisi
at 10:47 0 comments
Labels: Dini
Kaydol:
Yorumlar
(
Atom
)