15 Mart 2026 Pazar

Blöfçüleri Hayatın Gerçeğine Çekmek

Ben Kürt Devleti kurulsun istiyorum.

+ Tabii, niye olmasın? Şöyle yapacaksın: Önce bir insanın Kürt olup olmadığını nasıl tespit ettiğini açıklayacaksın. Sonrasında da hemen altına İsim – Soy İsim – Kimlik Numarası şeklinde Kürtlerin listesini çıkaracaksın. Ondan sonrasına bakacağız.

Kürtlerin listesini çıkarmak mı? O nereden çıktı? Böyle demeni beklemiyordum. O dediğin nasıl yapılacak, tam bilmiyorum şimdi. Biraz düşünmem lazım. Genelde böyle dedikten sonra hedef alınıyorum. Böylece hem kendi takıldığım yerde "Bakın! Sizin için hedef alınıyorum" pozisyonuna hem de bir şeyler isteyen ama verilmeyen insan pozisyonuna geçiyordum. Hazırlıksız yakalandım.

+ Peki, düşün. Bulursan hemen haber ver.

Tamam. Düşüneceğim. Ama ben bir yöntem bulana kadar en azından Kürtçe eğitim olsun.

+ Tabii, niye olmasın? Şöyle yapacaksın: Kürtçe sözcüklerin listesini çıkaracaksın. Aç önüne Kürtçe olduğu iddia edilen herhangi bir sözlüğü, yanına da Farsça, Hintçe, Arapça ve Türkçe sözlükleri. Sonrasında Kürtçe sözlük denilen sözlükte geçen ama bu 4 sözlüğün herhangi birinde geçmeyen sözcüklerin listesini çıkar. Bakalım Kürt kelimesinin kendisi de dahil olmak üzere kaç tane Kürtçe sözcük bulacaksın.

Hiç yok mu gerçekten?

+ Ben bilmem. İstek sahibi sensin. Sen tespit edeceksin. Olmayacak şeyler için, sabah akşam, yalandan istiyorum diyorsun. Biraz üzerine gidip blöfünü sarsınca da şaşıp kalıyorsun. Sürekli isteyen ama istediği verilmeyen insan pozisyonunu korumak hoşuna gidiyor, değil mi?

Olabilir. Bana kalsın.

+ İyi peki sana kalsın.

Ama hiç olmazsa Kürt tarihi okutulsun okullarda. Buna da mı karşı çıkacaksın?

+ Karşı çıkmak mı? Hiçbir şeye karşı çıkmıyorum. Sadece blöfünü görüyorum. Kürt tarihi dediğin konuya gelecek olursak… Tekrardan: Tabii, niye olmasın? Şöyle yapacaksın: Tarihte yaşanmış hangi olayları, hangi tarihi konuları Kürt tarihi başlığı altında okutabileceğimizin listesini, tarihçilerin ittifak halinde “İşte bu Kürt tarihinin konusudur” dediği konuların listesini çıkaracaksın. Tamam?

Abi yine iş çıkardın. Her defasında iş çıkarıyorsun. Söylediğim şeylerin üzerine gitme. Bunların olup olmaması umurumda değil. Ben isteyeceğim sen vermeyeceksin, hep bu pozisyonda kalacağım. Konu hep havada kalacak ben de hep ulaşmaya çalıştığı davası olan insan pozisyonunda kalacağım, oradan da yolumu bulacağım. Böylece hem hiçbir konuda sorumluluğum olmamış gibi olacak, hiç kimse benden fayda beklemeyecek hem de yaptığım kötülüklere bahanem varmış gibi olacak. Sen her defasında üzerine gidersen böyle, blöfümü bozarsın. Söylediklerimin üzerine gitme. Olmasın zaten. İstemiyorum. Öyle havada kalsın. Kullanabildiğim kadar kullanayım bu durumu. Sömürebildiğim kadar sömüreyim.

Yukarıdaki gibi konuşarak sadece blöf üzerine kurulu bu muhabbetleri bir daha açılmamak üzere kapatamayacak kadar aciz, konulardan bihaber insanların mikrofon şansı bulduğu, makamların büyük bir kısmını işgal ettiği bir ülke iflah olur mu?

Siz bunun cevabını düşünürken, ben biraz daha devam edeyim diyaloğa.

Tamam. Ne dilbilimsel olarak Kürtçe diye bir dil, ne tarihsel olarak Kürt diye isimlendirilebilecek bir etnik kimlik olmamış olsun ama ben yine de kendime “Ben Kürt’üm” demek istiyorum. Diyemem mi?

 + Bu konuda çok fena ters psikoloji propagandası yedin ve bir de üzerine başkaları ile ters düştün ve inatlaştın değil mi? “Kürt’üm demekten korkuyor musun yoksa?”, “Kürt’üm demekten utanıyor musun yoksa?” diyerek seni çok fena kanalize ettiler, şimdi de dönemiyorsun, değil mi? Farklı olduğunu iddia etmek hem hoşuna gitti hem de haydutluğa ehliyet olarak gördün, bu şekilde bütün o propagandayı hoşuna gide gide yedin. Belki bu yüzden başın belaya da girdi. Şimdi de yaptıklarınla yüzleşmemek için kuyruğu dik tutmaya çalışıyorsun, değil mi? Neyse sorunun cevabına gelirsek: Tabii ki de diyebilirsin. Kime ne? Senin beyanın seni bağlar ama senin paşa gönlün hoş olsun diye de kimseden tarihsel olarak ispat edemediğin bir etnik kimliği kabul etmesini bekleyemezsin. Üstelik ispat edilmiş olsaydı bile, günümüzde o kimliğin bir insanda olup olmadığını nasıl tespit edeceğin de seni bekleyen ayrı bir sorun. Ama buyur de. Hatta konuştuğun dilin Farsçanın lehçesi olmadığını ispat edemiyor olsan bile ona “Kürtçe” de. Kime ne?

Ha iyi tamam. Ben de bunu duymak istiyordum. Çünkü insanlara bu konu üzerinden suçluluk duygusu yaşatacağım ki onları sömürebileyim. Üstüne bir de Avrupa’ya, Amerika’ya gidip, “Doğuştan gelen farklı bir özelliğim var ve bu özelliğim hedef alındı” diye uyutacağım onları. Bayılıyorlar böyle “Doğuştan gelen farklı bir özelliğim var ve o hedef alındı” hikayesine. “İyi. İspat et o zaman doğuştan gelen farklı özelliğini demek akıllarının ucundan bile geçmiyor. Hemen atlıyorlar. Hem onları aptal yerine koyup deli gibi sömüreceğim hem de bizim örgüte tarih çıkarmış gibi olacağım. Bir taşla iki kuş vuracağım.

+ Ha sen ondan bu kadar zorluyordun. Ondan bu kadar yalan söylüyordun. Ben de diyordum “Kürtçe diye bir dil, Kürt diye isimlendirilecek bir etnik kimlik olsa ne olur olmasa ne olur?” Derdin oydu senin. Maalesef canım benim. Kürtçe diye bir dil olsa, Kürt diye isimlendirilecek bir etnik kimlik olsa bile izole kavimden ulus devlete geçiş diye bir şey yaşanmadığı için, “Neye göre Kürt’sün? Delilin ne?” sorusunun bir cevabı yoktur. Daha da ilginci zaten ne dilbilimsel olarak Kürtçe diye bir dil ne de tarihsel olarak Kürt diye isimlendirilecek bir etnik kimliğin ispatı henüz yapılamadığından o izole kavmin kendisini bulamıyoruz ki, bırak ulus devlete geçiş yaşandı mı yaşanmadı mı diye bakalım. Ayrıca ispatı yapılmış olsaydı bile örgütüne, o Narko-terör örgütüne tarih falan da çıkaramazsın. O taşeron örgüt, zamanında gaspçılık, hırsızlık, uğursuzluk yapan adi suçlular tarafından “Başımız belada, zaten batmışız, kaybedecek bir şeyimiz yok bari siyaset ile ilgileniyormuş gibi yapalım” diye 70’li yılların trendi olarak kurulmuş bir örgüttür. Örgütün eylemlerini gerçekleştirdiği bölgenin arazi şartlarından kaynaklı kontrolünün zor olması ve aynı zamanda da ilgili bölgede cehaletin ve kontrolsüz üremenin hâkim olması bu derece aşağıların aşağısı bir örgütün varlığını devam ettirebilmesini sağlamıştır. Ve cehaletin hem iktidara hem de muhalefete hakimiyeti ile de hayallerinde bile göremeyecekleri imkânlara ulaşmışlardır. Hatta o kadar ki, “kendilerinin daha öncekilerden farklı(!) olduğunu, -sanki suç varmış gibi- suç(!) işlemediğini” ispat etmek için konu bulmaya çalışan mikrofon şansı yakalamış hak etmediği konumları elde etmiş sorumsuz kişiler tarafından da örgüt mensuplarının bizzat kendilerini bile hayrette bırakacak anlam yükleme çabası yaşanmıştır. Tüm bunların sonucunda altı bomboş bu konu bu kadar uzamıştır.

Doğru sorular sorulmadığı için yıllardır gereksiz bir şekilde gündemi işgal eden olmayan bir sorun ile ilgili söylenecek şeyler bundan ibaret iken, adaleti tesis etmeye çalışan az sayıda insan hariç siyasete giriş nedenleri, hayatımda heyecan yok veya canım sıkılıyor veya iş güç yok bari siyasetle uğraşayım’dan tut da şirketin işlerini hallederim ya da güçlü, önemli insan görüntüsü veririm ya da kupon arazi ayarlarıma kadar geniş bir perspektife yayılmış insanların bu soruların sorulması gereken makamların çoğunluğunu işgal etmesinden dolayı bu konu hiç hak etmediği kadar uzamıştır. Ki bu sadece bir örnektir. Daha bir çok farklı alanda, çeşitli kisveler altında hayatını blöf yaparak geçirenler de bulunmaktadır. 

Daha önceki yazılarımızda defalarca işledik ama tekrardan not düşeyim: Mikrofon şansı yakalamış (ister iktidarda ister muhalefetteki) siyasetçi, yorumcu veya buna benzer medyatik insanların gerçekten fedakâr olan az bir kısmı hariç büyük bir kısmı sadece blöfçüdür. Eğer bir şeyleri “istediklerini” iddia ediyor ama o isteğin gerçekleşmesi halinde ne gibi bir fayda üretileceğini açıklayamıyorlarsa, sadece “istemediklerini” söyleyip bırakmak doğru olandır. 

Ben şunu şöyle istiyorum, bunu da böyle. Ayrıca şunların da şöyle olmasını istiyorum.

+ Hayır istemiyorsun.

Bitti bu kadar. 

Ha belki şöyle devam edebilir:

Nereden biliyorsun istemediğimi?

+ Nereden bileyim istediğini? İsteğin için ürettiğin faydaları ve o isteğine ulaşılırsa ortaya çıkacak faydaları somut bir şekilde açıkla, “isteme” fiilinin sende oluştuğunu kabul edelim. Değil mi? Hem sen neden istediğini söylüyorsun ki? Bırak, ürettiklerine bakıp başkaları karar versin neyi isteyip neyi istemediğine.

Arkadaşlar! Eğer bir insanın blöfçü olduğunu düşünüyor ve gereksiz yere gündemi meşgul etmesine engel olmak istiyorsanız, önce sakin bir şekilde kullandığı sözcüklerin tanımlarını sorun. Eğer gerçekten düşündüğünüz gibiyse o tanımlar gelmeyecektir. Ve hatta tanımları yapamıyor olmasını gizlemek için de daha fazla süslü sözcük kullanacaktır. Sorgulamadan vazgeçesin diye. Büyük bir sabır göstererek onların da anlamlarını sorun. Bu şekilde konu kapanıp gidecektir. Ama tanım yapamadığı halde hâlâ daha kuyruğu dik tutmaya çalışıyorsa somut bir şeyler görmek istediğinizi söyleyin. Şu anda ürettiği somut faydaları, istediği şey olursa üretilecek ve kendisinin üreteceği somut faydaları açıklamasını isteyin. Yani hayatın gerçeğine çekin. Bu aşamaya geçtiyseniz ve eğer gerçekten blöfçüyse merak etmeyin bu onu son görüşünüz olacaktır. Ve bu konu bir daha açılmamak üzere kapanmış olacaktır. 

Sadece yukarıda verdiğim örnek bağlamında değil, genel olarak söylüyorum. Bir şeyleri isteme, bir şeyler yapacakmış ama izin verilmiyormuş iddiasında olan insanları gördüğünüz zaman iddia ettikleri şeylerin ne kadar yanlış ne kadar kötü ne kadar zararlı hatta ne kadar saçma olduğunu açıkça görüyor olsanız da tepki göstererek kendinizi yormanıza hiç gerek yok. Alternatif bir çözüm var. “Tabii, niye olmasın?” diyerek, hayatın gerçeğine çekip görev verin. Eğer blöfçüyse o konu kapanıp gidecektir. Ama eğer blöf değil de gerçekten olması gereken şeylerden bahsediyorsa açıklamayı da başaracaktır. E o zaman da hakkı teslim etmek gerekiyor.

Örneğin, bakınız:

- Yaralamadan, öldürmeye kadar ulaşan fiziksel zarar üzerine kurulu suçları, değil sadece işlendikten sonra adil bir şekilde cezalandırmayı, bu suçların işlenmesine fırsat dahi verilmemesi için yayınladığımız Önleyici Mahiyette Cezalandırma Hukuku çalışmalarına

- Hırsızlık suçu için, suç işleyenin vücudundan parçalarla ödeme de dahil olmak üzere Geri Ödeme Üzerine Kurulu Cezalandırma Hukuku üzerine yaptığımız çalışmalara

- Kontrolsüz Üremeye karşı yaptığımız Hadımlaştırma Yasası isimli çalışmaya

- Anonim seçim sisteminin, günümüzde siyasetten kaynaklı bütün kötülüklerin anası olduğunu açıkladığımız çalışmalara

- Ekonomik Krizlerin nedeni olan Yasal Hırsızlığı hedef alan çalışmalara

- Hem içerik hem de yöntem olarak eğitim sisteminin yanlışlığını göstermek için encodeum kanalında yaptığımız çalışmalara

Ve daha nicelerine... Naçizane.

0 comments :