11 Mart 2026 Çarşamba

Kürt Sorunu?

 - Ben Kürt Devleti kurulsun istiyorum.

+ Tabii niye olmasın? Şöyle yapacaksın: Önce bir insanın Kürt olup olmadığını nasıl tespit ettiğini açıklayacaksın. Sonrasında da hemen altına İsim – Soy İsim – Kimlik Numarası şeklinde Kürtlerin listesini çıkaracaksın. Ondan sonrasına bakacağız.

- Kürtlerin listesini çıkarmak mı? O nereden çıktı? Böyle demeni beklemiyordum. O dediğin nasıl yapılacak onu tam bilmiyorum şimdi. Biraz düşünmem lazım. Genelde böyle dedikten sonra konu yarım kalıyor ben de hep isteyen ama verilmeyen insan pozisyonumu koruyordum. Hazırlıksız yakalandım.

+ Tamam. Düşün. Bulursan hemen haber ver.

- Tamam. Düşüneceğim. Ama ben bir yöntem bulana kadar en azından Kürtçe eğitim olsun.

+ Tabii niye olmasın? Şöyle yapacaksın: Kürtçe sözcüklerin listesini çıkaracaksın. Aç önüne Kürtçe olduğu iddia edilen herhangi bir sözlüğü, yanına da Farsça, Hintçe, Arapça ve Türkçe sözlükleri. Sonrasında Kürtçe sözlük denilen sözlükte geçen ama bu 4 sözlüğün herhangi birinde geçmeyen sözcüklerin listesini çıkar. Bakalım Kürt kelimesinin kendisi de dahil olmak üzere kaç tane Kürtçe sözcük bulacaksın.

- Hiç yok mu gerçekten?

+ Bilmem. İstek sahibi sensin. Sen tespit edeceksin. Olmayacak şeyler için, sabah akşam, yalandan istiyorum diyorsun. Biraz üzerine gidip blöfünü sarsınca da şaşıp kalıyorsun. Sürekli isteyen ama istediği verilmeyen insan pozisyonunu korumak hoşuna gidiyor, değil mi?

- Olabilir. Bana kalsın.

+ İyi peki sana kalsın.

- Ama hiç olmazsa Kürt tarihi okutulsun okullarda. Buna da mı karşı çıkacaksın?

+ Karşı çıkmak mı? Hiçbir şeye karşı çıkmıyorum. Sadece blöfünü görüyorum. Kürt tarihi dediğin konuya gelecek olursak… Tekrardan: Tabii niye olmasın? Şöyle yapacaksın: Tarihte yaşanmış hangi olayları, hangi tarihi konuları Kürt tarihi başlığı altında okutabileceğimizin listesini, tarihçilerin ittifak halinde “İşte bu Kürt Tarihinin konusudur” dediği konuların listesini çıkaracaksın. Tamam?

- Abi yine iş çıkardın. Her defasında iş çıkarıyorsun. Söylediğim şeylerin üzerine gitme. Bunların olup olmaması umurumda değil. Olmasın zaten. Ben isteyeceğim sen vermeyeceksin, hep bu pozisyonda kalacağım. Konu hep havada kalacak ben de oradan yolumu bulacağım. Böylece hem hiçbir konuda sorumluluğum olmamış gibi olacak, hem de yaptığım kötülüklere bahanem varmış gibi olacak. Sen her defasında üzerine gidersen böyle, blöfümü bozarsın. Söylediklerimin üzerine gitme. Olmasın zaten. İstemiyorum. Öyle havada kalsın. Kullanabildiğim kadar kullanayım bu durumu. Sömürebildiğim kadar sömüreyim.

Yukarıdaki gibi konuşarak sadece blöf üzerine kurulu bu muhabbetleri bir daha açılmamak üzere kapatamayacak kadar aciz, konulardan bihaber insanların mikrofon şansı bulduğu, makamların büyük bir kısmını işgal ettiği bir ülke iflah olur mu?

Siz bunun cevabını düşünürken, ben biraz daha devam edeyim diyaloğa.

- Tamam. Ne dilbilimsel olarak Kürtçe diye bir dil, ne tarihsel olarak Kürt diye isimlendirilebilecek bir etnik kimlik olmamış olsun ama ben yine de kendime “Ben Kürt’üm” demek istiyorum. Diyemem mi?

 + Bu konuda çok fena ters psikoloji propagandası yedin ve bir de üzerine başkaları ile ters düştün ve inatlaştın değil mi? “Kürt’üm demekten korkuyor musun yoksa?”, “Kürt’üm demekten utanıyor musun yoksa?” diyerek seni çok fena kanalize ettiler, şimdi de dönemiyorsun, değil mi? Farklı olduğunu iddia etmek hem hoşuna gitti hem de haydutluğa ehliyet olarak gördün, bu şekilde bütün o propagandayı hoşuna gide gide yedin. Belki bu yüzden başın belaya da girdi. Şimdi de yaptıklarınla yüzleşmemek için kuyruğu dik tutmaya çalışıyorsun, değil mi? Neyse sorunun cevabına gelirsek: Tabii ki de diyebilirsin. Kime ne? Senin beyanın seni bağlar ama senin paşa gönlün hoş olsun diye de kimseden tarihsel olarak ispat edemediğin bir etnik kimliği kabul etmesini bekleyemezsin. Üstelik o kimliğin bireylerde olup olmadığını nasıl tespit edeceğin de seni bekleyen ayrı bir sorun. Ama buyur de. Hatta konuştuğun dilin Farsçanın lehçesi olmadığını ispat edemiyor olsan bile ona “Kürtçe” de. Kime ne?

- Ha iyi tamam. Ben de bunu duymak istiyordum. Çünkü insanlara bu konu üzerinden suçluluk duygusu yaşatacağım ki onları sömürebileyim. Üstüne bir de Avrupa’ya, Amerika’ya gidip, “Doğuştan gelen farklı bir özelliğim var ve bu özelliğim hedef alındı” diye uyutacağım onları. Bayılıyorlar böyle “Doğuştan gelen farklı bir özelliğim var ve o hedef alındı” hikayesine. Hemen atlıyorlar. Hem onları aptal yerine koyup deli gibi sömüreceğim hem de bizim örgüte tarih çıkarmış gibi olacağım. Süper olacak.

+ Ha sen ondan bu kadar zorluyordun. Ondan bu kadar yalan söylüyordun. Ben de diyordum “Kürtçe diye bir dil, Kürt diye isimlendirilecek bir etnik kimlik olsa ne olur olmasa ne olur?” Derdin oydu senin. Maalesef canım benim. Kürtçe diye bir dil olsa, Kürt diye isimlendirilecek bir etnik kimlik olsa bile izole kavimden ulus devlete geçiş diye bir şey yaşanmadığı için, “Neye göre Kürt’sün? Delilin ne?” sorusunun bir cevabı yoktur. Daha da ilginci zaten ne dilbilimsel olarak Kürtçe diye bir dil ne de tarihsel olarak Kürt diye isimlendirilecek bir etnik kimliğin ispatı henüz yapılamadığından o izole kavmin kendisi bulunamıyor ki, bırak ulus devlete geçiş yaşandı mı yaşanmadı mı diye bakalım. Ayrıca ispatı yapılmış olsaydı bile PKK denilen Narko-terör örgütüne tarih falan da çıkaramazsın. PKK denilen şey, zamanında gaspçılık, hırsızlık, uğursuzluk yapan adi suçluların “Başımız belada, zaten batmışız, en azından kuyruğu dik tutalım” diye 70’li yılların trendi olarak taşeron bir örgüt kurmasından ibarettir. Örgütün eylemlerini gerçekleştirdiği bölgenin arazi şartlarından kaynaklı kontrolünün zor olması ve aynı zamanda da ilgili bölgede cehaletin ve kontrolsüz üremenin hâkim olması bu derece aşağıların aşağısı bir örgütün varlığını devam ettirebilmesini sağlamıştır. Ve cehaletin hem iktidara hem de muhalefete hakimiyeti ile de hayallerinde bile göremeyecekleri imkânlara ulaşmışlardır. Hatta o kadar ki, “kendilerinin başkalarından farklı olduğunu, suç işlemediğini” ispat etmek için konu bulmaya çalışan mikrofon şansı yakalamış hak etmediği konumları elde etmiş sorumsuz kişiler tarafından da örgüt mensuplarının bizzat kendilerini bile hayrette bırakacak anlam yükleme çabası yaşanmıştır. Tüm bunların sonucunda altı bomboş bu konu bu kadar uzamıştır.

Doğru sorular sorulmadığı için yıllardır gereksiz bir şekilde gündem işgal eden olmayan bir sorun ile ilgili söylenecek şeyler bundan ibaret iken, adaleti tesis etmeye çalışan az sayıda insan hariç siyasete giriş nedenleri, hayatımda heyecan yok veya canım sıkılıyor veya iş güç yok bari siyasetle uğraşayım’dan tut da şirketin işlerini hallederim ya da güçlü, önemli insan görüntüsü veririm ya da kupon arazi ayarlarıma kadar geniş bir perspektife yayılmış insanların bu soruların sorulması gereken makamların çoğunluğunu işgal etmesinden dolayı bu konu hiç hak etmediği kadar uzamıştır.    

Daha önceki yazılarımızda defalarca işledik ama tekrardan not düşeyim: Arkadaşlar, mikrofon şansı yakalamış (ister iktidarda ister muhalefetteki) siyasetçi, yorumcu veya buna benzer medyatik insanların gerçekten fedakâr olan az bir kısmı hariç büyük bir kısmı sadece blöfçüdür. Eğer bir şeyleri “istediklerini” iddia ediyorlarsa, sadece “istemediklerini” söyleyip bırakın. Bu kadar. Daha fazla uğraşmayın.  

- Ben şunu istiyorum.

+ Hayır istemiyorsun.

- Nereden biliyorsun istemediğimi?

+ Nereden bileyim istediğini? İsteğin için ürettiğin faydaları ve o isteğine ulaşılırsa ortaya çıkacak faydaları somut bir şekilde açıkla, “isteme” fiilinin sende oluştuğunu kabul edelim.

Durun size dinden yürümeye çalışan bir blöfçüden örnek vereyim.

- Hilafet diye bir şey istiyorum. Hilafet gelsin de kim getirirse getirsin.

+ Ne güzel. Peki hilafet ne demek ve ne yapacaksın hilafet dediğin şey gelince? Örneğin, hırsızlık yapmayı, vergi kaçırmayı falan bırakacak mısın? Vergi affı sunulunca ret mi edeceksin? Kötü alışkanlıklarından falan vaz mı geçeceksin? Ha? Söyle. Ne yapacaksın? Bir tane somut bir şey söyle. “Şu anda bunu yapamıyorum ama hilafet olursa bunu yapacağım ve bu durum şöyle bir fayda üretecek” de.

- İstiyorum kardeşim.

+ Hayır istemiyorsun. Sanki hayatta savunduğu bir şey varmış gibi yapmaya çalışıyorsun. Buna da dini alet ediyorsun. Hak dinin dünyaya bakan yönü adalettir. Oysa ki senin yaptığın belli başlı anahtar sözcükler kullanarak bir yerlere sinyal göndermek ki böylece senin için adaletsizlik yapılsın, değil mi? Ama sorun değil. Buyur ispat et istediğini, somut faydalar ile.

Buna benzer bir diyalogu elbette kurgu sol jargon üzerine de yapabiliriz.

Neyse…

Arkadaşlar! Blöfçülerle gereksiz yere vakit kaybediyorsunuz. Belli başlı anahtar sözcükler kullanarak ilgi çekmeye çalışan blöfçülere sinirle tepki göstererek ya da onları bir şekilde gündemleştirerek sadece onlara hizmet etmiş, kendinizi de gereksiz yere yormuş oluyorsunuz.

Etkisiz hale getirmek istiyorsanız, sakin bir şekilde kullandığı sözcüklerin tanımlarını sorun, kuyruğu dik tutmak için daha fazla anahtar sözcük kullanıyorsa onların da anlamlarını sorun. Bu kadarı yetecektir ama hâlâ daha kuyruğu dik tutmaya çalışıyorsa somut bir şeyler görmek istediğinizi söyleyin. Şu anda ürettiği somut faydaları, istediği şey olursa üretilecek ve kendisinin üreteceği somut faydaları açıklamasını isteyin. Bu aşamaya geçtiyseniz ve eğer gerçekten blöfçüyse merak etmeyin bu onu son görüşünüz olacaktır. Ve bu konu bir daha açılmamak üzere kapanmış olacaktır. Yani konuşanın yalandan konuştuğunu göstermek için çaba harcamaya, üzerinize görev almanıza gerek yok. Görevi karşınızdakine verin, eğer blöfçüyse o konu kapanıp gidecektir. Ama eğer blöf değil de gerçekten olması gereken şeylerden bahsediyorsa açıklamayı başaracaktır. O zaman da hakkı teslim etmek gerekiyor tabii ki de.

Örneğin, bakınız:

- Yaralamadan, öldürmeye kadar ulaşan fiziksel zarar üzerine kurulu suçları, değil sadece işlendikten sonra adil bir şekilde cezalandırmayı, bu suçların işlenmesine fırsat dahi verilmemesi için yayınladığımız Önleyici Mahiyette Cezalandırma Hukuku çalışmalarına

- Hırsızlık suçu için, suç işleyenin vücudundan parçalarla ödeme de dahil olmak üzere Geri Ödeme Üzerine Kurulu Cezalandırma Hukuku üzerine yaptığımız çalışmalara

- Kontrolsüz Üremeye karşı yaptığımız Hadımlaştırma Yasası isimli çalışmaya

- Ekonomik Krizlerin nedeni olan Yasal Hırsızlığı hedef alan çalışmalara

- Hem içerik hem de yöntem olarak eğitim sisteminin yanlışlığını göstermek için encodeum kanalında yaptığımız çalışmalara

Ve daha nicelerine... Naçizane.

Not: Bu başlığı hem farklı yazılara dağılmış bir şekilde daha önce işlediğim ve bir daha da bu konuyu gündemleştirmeyeceğimi söylediğim hem de bu konunun sitedeki diğer çalışmaların yanında hoş durup durmadığına karar veremediğim için, sitede çok fazla barındırmayabilirim. Şu anda çok kararsızım. Encodeum’un sıkı takipçileri okuduktan sonra karar vereceğim ya kaldırmayı ya bu haliyle bırakmayı ya da belki daha da genişletmeyi.

0 comments :