|
- Ben Kürt Devleti kurulsun istiyorum. + Tabii niye olmasın? Şöyle yapacaksın: Önce bir insanın
Kürt olup olmadığını nasıl tespit ettiğini açıklayacaksın. Sonrasında da hemen
altına İsim – Soy İsim – Kimlik Numarası şeklinde Kürtlerin listesini
çıkaracaksın. Ondan sonrasına bakacağız. - Kürtlerin listesini çıkarmak mı? O nereden çıktı? Böyle
demeni beklemiyordum. O dediğin nasıl yapılacak onu tam bilmiyorum şimdi. Biraz
düşünmem lazım. Genelde böyle dedikten sonra konu yarım kalıyor ben de hep
isteyen ama verilmeyen insan pozisyonumu koruyordum. Hazırlıksız yakalandım. + Tamam. Düşün. Bulursan hemen haber ver. - Tamam. Düşüneceğim. Ama ben bir yöntem bulana kadar en
azından Kürtçe eğitim olsun. + Tabii niye olmasın? Şöyle yapacaksın: Kürtçe sözcüklerin
listesini çıkaracaksın. Aç önüne Kürtçe olduğu iddia edilen herhangi bir
sözlüğü, yanına da Farsça, Hintçe, Arapça ve Türkçe sözlükleri. Sonrasında Kürtçe
sözlük denilen sözlükte geçen ama bu 4 sözlüğün herhangi birinde geçmeyen sözcüklerin
listesini çıkar. Bakalım Kürt kelimesinin kendisi de dahil olmak üzere kaç
tane Kürtçe sözcük bulacaksın. - Hiç yok mu gerçekten? + Bilmem. İstek sahibi sensin. Sen tespit edeceksin.
Olmayacak şeyler için, sabah akşam, yalandan istiyorum diyorsun. Biraz üzerine gidip blöfünü
sarsınca da şaşıp kalıyorsun. Sürekli isteyen ama istediği verilmeyen insan
pozisyonunu korumak hoşuna gidiyor, değil mi? - Olabilir. Bana kalsın. + İyi peki sana kalsın. - Ama hiç olmazsa Kürt tarihi okutulsun okullarda. Buna da
mı karşı çıkacaksın? + Karşı çıkmak mı? Hiçbir şeye karşı çıkmıyorum. Sadece blöfünü
görüyorum. Kürt tarihi dediğin konuya gelecek olursak… Tekrardan: Tabii niye
olmasın? Şöyle yapacaksın: Tarihte yaşanmış hangi olayları, hangi tarihi
konuları Kürt tarihi başlığı altında okutabileceğimizin listesini, tarihçilerin
ittifak halinde “İşte bu Kürt Tarihinin konusudur” dediği konuların listesini
çıkaracaksın. Tamam? - Abi yine iş çıkardın. Her defasında iş çıkarıyorsun. Söylediğim
şeylerin üzerine gitme. Bunların olup olmaması umurumda değil. Olmasın zaten. Ben
isteyeceğim sen vermeyeceksin, hep bu pozisyonda kalacağım. Konu hep havada
kalacak ben de oradan yolumu bulacağım. Böylece hem hiçbir konuda sorumluluğum
olmamış gibi olacak, hem de yaptığım kötülüklere bahanem varmış gibi olacak. Sen
her defasında üzerine gidersen böyle, blöfümü bozarsın. Söylediklerimin üzerine
gitme. Olmasın zaten. İstemiyorum. Öyle havada kalsın. Kullanabildiğim kadar kullanayım bu durumu. Sömürebildiğim kadar sömüreyim. Yukarıdaki gibi konuşarak sadece blöf üzerine kurulu bu
muhabbetleri bir daha açılmamak üzere kapatamayacak kadar aciz, konulardan
bihaber insanların mikrofon şansı bulduğu, makamların büyük bir kısmını işgal
ettiği bir ülke iflah olur mu? Siz bunun cevabını düşünürken, ben biraz daha devam edeyim
diyaloğa. - Tamam. Ne dilbilimsel olarak Kürtçe diye bir dil, ne
tarihsel olarak Kürt diye isimlendirilebilecek bir etnik kimlik olmamış olsun ama ben
yine de kendime “Ben Kürt’üm” demek istiyorum. Diyemem mi? + Bu konuda çok fena ters
psikoloji propagandası yedin ve bir de üzerine başkaları ile ters düştün ve
inatlaştın değil mi? “Kürt’üm demekten korkuyor musun yoksa?”, “Kürt’üm
demekten utanıyor musun yoksa?” diyerek seni çok fena kanalize ettiler, şimdi
de dönemiyorsun, değil mi? Farklı olduğunu iddia etmek hem hoşuna gitti hem de
haydutluğa ehliyet olarak gördün, bu şekilde bütün o propagandayı hoşuna gide
gide yedin. Belki bu yüzden başın belaya da girdi. Şimdi de yaptıklarınla
yüzleşmemek için kuyruğu dik tutmaya çalışıyorsun, değil mi? Neyse sorunun
cevabına gelirsek: Tabii ki de diyebilirsin. Kime ne? Senin beyanın seni bağlar
ama senin paşa gönlün hoş olsun diye de kimseden tarihsel olarak ispat edemediğin bir etnik kimliği kabul etmesini bekleyemezsin. Üstelik o kimliğin bireylerde olup olmadığını nasıl tespit edeceğin de seni bekleyen ayrı bir sorun. Ama buyur de. Hatta konuştuğun dilin Farsçanın lehçesi olmadığını ispat edemiyor olsan bile ona “Kürtçe” de. Kime ne? - Ha iyi tamam. Ben de bunu duymak istiyordum. Çünkü insanlara
bu konu üzerinden suçluluk duygusu yaşatacağım ki onları sömürebileyim. Üstüne
bir de Avrupa’ya, Amerika’ya gidip, “Doğuştan gelen farklı bir özelliğim var ve
bu özelliğim hedef alındı” diye uyutacağım onları. Bayılıyorlar böyle “Doğuştan
gelen farklı bir özelliğim var ve o hedef alındı” hikayesine. Hemen atlıyorlar.
Hem onları aptal yerine koyup deli gibi sömüreceğim hem de bizim örgüte tarih
çıkarmış gibi olacağım. Süper olacak. + Ha sen ondan bu kadar zorluyordun. Ondan bu kadar yalan
söylüyordun. Ben de diyordum “Kürtçe diye bir dil, Kürt diye isimlendirilecek
bir etnik kimlik olsa ne olur olmasa ne olur?” Derdin oydu senin. Maalesef
canım benim. Kürtçe diye bir dil olsa, Kürt diye isimlendirilecek bir etnik
kimlik olsa bile izole kavimden ulus devlete geçiş diye bir şey yaşanmadığı
için, “Neye göre Kürt’sün? Delilin ne?” sorusunun bir cevabı yoktur. Daha da
ilginci zaten ne dilbilimsel olarak Kürtçe diye bir dil ne de tarihsel olarak
Kürt diye isimlendirilecek bir etnik kimliğin ispatı henüz yapılamadığından o izole
kavmin kendisi bulunamıyor ki, bırak ulus devlete geçiş yaşandı mı yaşanmadı mı
diye bakalım. Ayrıca ispatı yapılmış olsaydı bile PKK denilen Narko-terör örgütüne
tarih falan da çıkaramazsın. PKK denilen şey, zamanında gaspçılık, hırsızlık,
uğursuzluk yapan adi suçluların “Başımız belada, zaten batmışız, en azından kuyruğu
dik tutalım” diye 70’li yılların trendi olarak taşeron bir örgüt kurmasından
ibarettir. Örgütün eylemlerini gerçekleştirdiği bölgenin arazi şartlarından kaynaklı kontrolünün zor olması ve aynı zamanda da ilgili bölgede cehaletin ve kontrolsüz üremenin hâkim
olması bu derece aşağıların aşağısı bir örgütün varlığını devam ettirebilmesini
sağlamıştır. Ve cehaletin hem iktidara hem de muhalefete hakimiyeti ile de hayallerinde
bile göremeyecekleri imkânlara ulaşmışlardır. Hatta o kadar ki, “kendilerinin başkalarından
farklı olduğunu, suç işlemediğini” ispat etmek için konu bulmaya çalışan
mikrofon şansı yakalamış hak etmediği konumları elde etmiş sorumsuz kişiler
tarafından da örgüt mensuplarının bizzat kendilerini bile hayrette
bırakacak anlam yükleme çabası yaşanmıştır. Tüm bunların sonucunda altı bomboş
bu konu bu kadar uzamıştır. Doğru sorular sorulmadığı için yıllardır gereksiz bir
şekilde gündem işgal eden olmayan bir sorun ile ilgili söylenecek şeyler bundan
ibaret iken, adaleti tesis etmeye çalışan az sayıda insan hariç siyasete giriş nedenleri, hayatımda heyecan yok veya canım sıkılıyor
veya iş güç yok bari siyasetle uğraşayım’dan tut da şirketin işlerini
hallederim ya da güçlü, önemli insan görüntüsü veririm ya da kupon arazi ayarlarıma kadar geniş bir perspektife yayılmış
insanların bu soruların sorulması gereken makamların çoğunluğunu işgal etmesinden
dolayı bu konu hiç hak etmediği kadar uzamıştır. Daha önceki yazılarımızda defalarca işledik ama tekrardan
not düşeyim: Arkadaşlar, mikrofon şansı yakalamış (ister iktidarda ister muhalefetteki)
siyasetçi, yorumcu veya buna benzer medyatik insanların gerçekten fedakâr olan az
bir kısmı hariç büyük bir kısmı sadece blöfçüdür. Eğer bir şeyleri “istediklerini”
iddia ediyorlarsa, sadece “istemediklerini” söyleyip bırakın. Bu kadar. Daha
fazla uğraşmayın. - Ben şunu istiyorum. + Hayır istemiyorsun. - Nereden biliyorsun istemediğimi? + Nereden bileyim istediğini? İsteğin için ürettiğin
faydaları ve o isteğine ulaşılırsa ortaya çıkacak faydaları somut bir şekilde
açıkla, “isteme” fiilinin sende oluştuğunu kabul edelim. Durun size dinden yürümeye çalışan bir blöfçüden
örnek vereyim. - Hilafet diye bir şey istiyorum. Hilafet gelsin de kim getirirse getirsin. + Ne güzel. Peki hilafet ne demek ve ne yapacaksın hilafet dediğin şey gelince? Örneğin, hırsızlık yapmayı, vergi
kaçırmayı falan bırakacak mısın? Vergi affı sunulunca ret mi edeceksin? Kötü
alışkanlıklarından falan vaz mı geçeceksin? Ha? Söyle. Ne yapacaksın? Bir tane
somut bir şey söyle. “Şu anda bunu yapamıyorum ama hilafet olursa bunu yapacağım
ve bu durum şöyle bir fayda üretecek” de. - İstiyorum kardeşim. + Hayır istemiyorsun. Sanki hayatta savunduğu bir şey varmış gibi yapmaya çalışıyorsun. Buna da dini alet ediyorsun. Hak dinin dünyaya bakan yönü adalettir. Oysa ki senin yaptığın belli başlı anahtar sözcükler kullanarak bir yerlere sinyal göndermek ki böylece senin için adaletsizlik yapılsın, değil mi? Ama sorun değil. Buyur ispat et istediğini, somut faydalar ile. Buna benzer bir diyalogu elbette kurgu sol jargon üzerine de
yapabiliriz. Neyse… Arkadaşlar! Blöfçülerle gereksiz yere vakit kaybediyorsunuz.
Belli başlı anahtar sözcükler kullanarak ilgi çekmeye çalışan blöfçülere sinirle
tepki göstererek ya da onları bir şekilde gündemleştirerek sadece onlara hizmet
etmiş, kendinizi de gereksiz yere yormuş oluyorsunuz. Etkisiz hale getirmek istiyorsanız, sakin bir şekilde kullandığı sözcüklerin tanımlarını sorun, kuyruğu
dik tutmak için daha fazla anahtar sözcük kullanıyorsa onların da anlamlarını
sorun. Bu kadarı yetecektir ama hâlâ daha kuyruğu dik tutmaya çalışıyorsa somut
bir şeyler görmek istediğinizi söyleyin. Şu anda ürettiği somut faydaları,
istediği şey olursa üretilecek ve kendisinin üreteceği somut faydaları açıklamasını isteyin. Bu aşamaya
geçtiyseniz ve eğer gerçekten blöfçüyse merak etmeyin bu onu son görüşünüz olacaktır. Ve bu konu bir daha
açılmamak üzere kapanmış olacaktır. Yani konuşanın yalandan konuştuğunu göstermek için çaba harcamaya, üzerinize görev almanıza gerek yok. Görevi
karşınızdakine verin, eğer blöfçüyse o konu kapanıp gidecektir. Ama eğer blöf değil
de gerçekten olması gereken şeylerden bahsediyorsa açıklamayı başaracaktır. O zaman da hakkı teslim etmek gerekiyor tabii ki de. Örneğin, bakınız: - Yaralamadan, öldürmeye kadar ulaşan fiziksel zarar üzerine kurulu suçları, değil sadece işlendikten sonra adil bir şekilde cezalandırmayı, bu suçların işlenmesine fırsat dahi verilmemesi için yayınladığımız Önleyici Mahiyette Cezalandırma Hukuku çalışmalarına - Hırsızlık suçu için, suç işleyenin vücudundan parçalarla
ödeme de dahil olmak üzere Geri Ödeme Üzerine Kurulu Cezalandırma Hukuku
üzerine yaptığımız çalışmalara - Kontrolsüz Üremeye karşı yaptığımız Hadımlaştırma Yasası isimli çalışmaya - Ekonomik Krizlerin nedeni olan Yasal Hırsızlığı hedef alan çalışmalara - Hem içerik hem de yöntem olarak eğitim sisteminin yanlışlığını
göstermek için encodeum kanalında yaptığımız çalışmalara Ve daha nicelerine... Naçizane. Not: Bu başlığı hem farklı yazılara dağılmış bir şekilde daha
önce işlediğim ve bir daha da bu konuyu gündemleştirmeyeceğimi söylediğim hem de bu konunun sitedeki diğer çalışmaların yanında hoş durup
durmadığına karar veremediğim için, sitede çok fazla barındırmayabilirim. Şu
anda çok kararsızım. Encodeum’un sıkı takipçileri okuduktan sonra karar vereceğim
ya kaldırmayı ya bu haliyle bırakmayı ya da belki daha da genişletmeyi. |
11 Mart 2026 Çarşamba
Kürt Sorunu?
Kaydol:
Kayıt Yorumları
(
Atom
)
0 comments :
Yorum Gönder