|
"Allah"tan başkasını ilah edinip tapma durumu Kuran'da çeşitli ayetlerde ifade edilmiştir. Furkân 43 ve Câsiye 23. ayetlerde "nefsini ilâh edinen" olarak, Meryem 44. ayette ise "Babacığım, şeytana tapma (...)" olarak ifade edilmiştir de daha bu güne kadar bu ayetleri üzerine alınan tek bir kişi bile çıkmamıştır. Bundan sonra da çıkmayacaktır. Kendisini Kuran'da zikredilen günahkar, cahil ve bunun gibi kötü sıfatlarla tanımlayanlar çıkmıştır ama asla "nefsini ilah edinmeyi ya da şeytana tapmayı" üzerine alınan çıkmamıştır ve çıkmayacaktır da. Neden bu kadar kesin?
Çünkü insanlar Hz. Peygamber'in deyimi ile ikiye ayrılmışsa; (Allah'ın karşısında sorumluluğunun bilincinde)mümin ve (nereden gelip nereye gideceğini unutmuş ya da umursamayan)gafil olarak; müminler zaten bu sıfattan beri iken, mümin olmayanlar da doğrudan "küçük düşmüşlük" belki "aptallık" olarak kabul görmüş bir sıfatı nefsani olarak asla üzerine alınmazlar. Dikkat edin nefsiniz her türlü kötülüğü yaptırtmaya çalışırken, asla başkasının yanında küçük düşmeyi kabul etmez. Onun için nefs başkasının gözünde kötü duruma düşeceğini bildiği davranışı yaptırtmaz çoğunlukla. Kendi isteklerinden başka bir isteği yüzünden vazgeçer.
Allah'ın, adalet günün varlığı ile ilgili meselelerle hiç mi hiç ilgilenmeyenin otomatik olarak nefsine uyması ve her türlü pis işe (hırsızlık, tecavüz, cinayet vs...) bulaşması gerekirken ya da beklenirken teorik olarak, bunları görememizin nedeni budur:
Nefsin kendini küçük göstermek istemeyişi.
Nefs eğer çok "aşağılıkça" bir davranışta (bundan kastım, yaptığınız takdirde başkasının sizin hakkınızda "aşağılık" olarak düşüneceğini bildiğiniz her şey) bulunursa başkalarının kendisini "küçük göreceğini" fark etmesi nedeniyle kendini frenler. Nefsin küçük düşme korkusu bir anda diğer isteklerinden vazgeçmesi ile sonuçlanır. Tabii bununla birlikte; Ruh'dan gelen utanma faktörünü de belirtmem gerekir. Burada müthiş bir denge ve imtihan var. Nefsini yendiğini ve dolayısıyla "iyi" bir insan olduğunu sanan fertlerin din olmadan da "iyi" insan olunabileceği yanılgısı buradan destek alır. Oysa ki buradaki geçici (belki de hiçbir zaman patlama fırsatı bulamayacak ve dolayısıyla hayat boyu sürecek bir geçici) müspet tavır yada oynadığı "iyi insan rolü" gene nefsinden kaynaklanır insanın.
Bunun için insan hangi zümreye dahil olursa olsun nefsine ya da şeytana taptığını kabul etmemesi gene nefsinden ileri gelir. Çünkü herkes bu tip tapınma sıfatının eşittir çok küçük düşürücü bir sıfat olduğunu bilir. Onun için "Allah"ı ilah edinmeyenler içgüdüsel olarak (gerçekte imkansız olan) "biz inançsısız" ifadesini kullanmaktadır. Keza aynı şekilde "Allah"a inandığını sanıp, ibadet edenler de asla nefsine taptıklarını kabul etmezler. Çok günahkar olduklarını kabul etseler de, nefslerine taptıklarını kabul etmezler.
Günahkar, cahil vs. olduğunu kabul ediyor da insan neden bunu etmiyor?
Çünkü o kabuller, aslında biraz da belirsiz kabullerdir ve aslında temelinde gerçekten düşünülen durumu gizleme vardır. Tabii içinde bir miktar "mütevazilik gösterisi" barındırdığını da söylemek lazım.. Doğrudan doğruya gerçek sıfatı(nefsini ilah edinen kişi) barındırmayan hatta onu gizleyen aynı zamanda da karşınızdakinde "ne kadar da mütevazi" hissini uyandıracağını bildiğimiz cümleler... Oysa ki delikanlı gibi ortaya çıkıp "ben nefsimi ilah ediniyorum ona tapıyorum, o ayetler şu, şu sebepten dolayı aynen beni anlatıyor" diye izah eden bir kişi dahi ne gördük, ne de göreceğiz.
Aslında bunun en temel nedeni insanların(bizim) neyin nefsten, neyin Ruh'tan olduğunu fark edememeleri. İşte burası çok önemli: Neyin Ruh'tan neyin nefsten olduğunun ayrımına varmadan bir anda hissettiklerinle "bir şeye" yönelmek, ibadete başlamak...
Bundan bir iki ay önce kanalları gezerken, galibiyet ile sonuçlanmış bir futbol müsabakasının ardından, o maç ile alakalı yetkili bir kişinin gözyaşları içinde gayet mutlu bir şekilde söyledikleri ile karşılaşmıştım. Aradım en sonunda tam metnine ulaşabildim. Hatırladığım kadarı ile bu cümlelerin hemen hemen her birisi en az iki üç defa tekrarlandı:
"(...)Bir teşekkür de yüce halkımıza iletiyorum, hepsinden dualarını istedim, onların duaları futbolcu kardeşlerime geldi ve sahaya müthiş mücadeleler koydular(...)Allah'a şükürler olsun bugünleri gösterdi bize(...)Allah'ım bizim Avrupa Şampiyonasına katılmamızı istedi.(...)Allah bana tüm güzellikleri verdi.(..)Herkesin bir hesabı vardır. Ama Yüce Allah'ın da bir hesabı vardır ve o tuttu"
Komik biraz da, sanki İslam ordusu ile Kafirler ordusu karşı karşıya gelmiş. Anlaşılan o ki fert nefsani olarak birileri ile zıtlaşmış ya da iddialaşmış. Ve gene nefsani olarak İslamiyet ile uzaktan yakından alakası olmayan bir alanda kendi haklılığının ispatı peşinde ve bu bir anda karşısında belirince, o kadar mutlu oluyor ki başlıyor şükretmeye. Mutluluğu hissetti ve hemen başladı şükre. Ama bu mutluluğun kaynağı Nefs mi, Ruh mu belli değil. Şükrederken kurduğu cümlelerin hepsinin öznesi kelime olarak "Allah" olan ve gayet içten bir şekilde kurulmuş yukarıdaki cümlelerde "Allah" kelimesi yerine nefs kelimesini koyup tekrardan okuyun. Nefsinin kendine tattırdığı bu mutluluk ve zevk karşısında teşekkürlerini sunuşunu görün.
Tabii bu kısa yazıda yaptığım somut bir örnek ile açıklanmak zorunda olduğumu düşündüğüm çok çok önemli bir kavramı izah etmeye çalışmak yoksa herhangi bir kişiyi hedef göstermek ya da bir kişinin yaptığı bir davranışı yargılamak değil. Üstelik, biliyorum ki içinde yaşadığımız toplum bu ve bunun gibi cümleleri duyduğunda nefsini ilah edinen ayetlerinden haberi olsa da olmasa da kesinlikle "nefsini ilah edinen bir kişi" sonucunu çıkarmaz. Çıkaramayan da nefsini ilah ediniyordur muhtemelen. Çünkü her şey fark etmekten geçiyor. Neyin nefsimizden neyin ruhumuzdan geldiğini fark edebilmek...
|
0 comments :
Yorum Gönder