14 Ocak 2012 Cumartesi

Ötekileştirme: Sıfat Takma Yarışı

John ve Jane çocuklarını örnek vatandaş olsun diye yetiştirir, kanunlara uymayı öğretirler, başka ırklara, cinsiyetlere, tiplere, inançlara saygıyı öğretirler. Ama bir düşünün.

(encodeum not: İyi de, zaten, daha henüz farklılıkları anlayamayacak durumdaki)Çocuklarımızı farklılıklardan bu derece haberdar etmemiz ayrımcılık tohumlarını ekmek olmuyor mu?

Küçük Jane ve John'u kör mü ediyoruz da sadece bizi başkalarından farklı veya benzer yapan şeyleri görebiliyorlar?
OZ, Sezon 5 Bölüm 7
Başkalarını ve kendimizi ayırt ederken ve kimliklendirirken hangi noktaların kullanılmasının doğru ve sağlıklı olduğunu anlatmıştık İslam Ümmetçiliğinin Temelleri-1 yazımızda. Orada yazılanlar haricinde yapılanların hepsi yalan üzerine inşa edilmiştir, fitnedir, baştan kaybetme ve kaybettirmedir.

Avam toplumun hem mensuplarının hem de önderleri olduğunu sandıklarının en verimli oyuncağıdır ötekileştirme. Çünkü o kadar basit ve kolaydır ki yapması ve benimsenmesi.

Kendini tuttuğun futbol takımı ile ötekileştirebilirsin. Bir öğrenci, aynı okul içinde farklı sınıftaki öğrencilerle ile ötekileştirebilir. Daha sonra farklı okuldaki öğrenciler ile de ötekileştirebilir. Ya da memleketinle ötekileştirebilirsin. Hatta kullandığın arabanın markasını bile kullanılabilirsin ötekileştirmede.

Yaşadığım topraklara has bir durumdur; şöyle ifade edilir: "Bize önce Türk Kürt diye ayırt etmeyi öğrettiler. Sonra da geldiler Alevi Sünni diye öğrettiler. Biz böyle şeyler bilmezdik."

Ötekileştirme, avam topluluklardaki gruplaşmanın temel taşıdır. Terör örgütleri, çeteler, çeşitli siyasi(!) partiler(!) hepsi buradan beslenir.

- Onlar x biz y'yiz tamam mı. Yani onlar başka biz başkayız.
- Onlar düşman biz de onlara düşmanız tamam mı. Sen beni destekle.

Nasıl da ötekileştirip, kendisine ihtiyaçları olduğunu zannettiriyorlar. Anca bu sayede taraftar toplayabiliyor.

Tek ekmek kapıları bu, başka yaptıkları hiçbir şey yok, bunu yapmazlarsa aslında hiçbir işe yaramadıkları fark edilecek tabii. Bunların örnekleri zaten apaçık etrafımızı sarmış durumda. Benim üzerinde durmak istediğim nokta, ötekileştirirken, taraftar toplamaya çalışırken bir avam refleks olarak insanlara sıfat takmak.

- "X diye bir şey varmış, onun da mensubu x'ciler".

Şu'cu, bu'cu...

Ötekileştirmede ana kaide: Sıfat takma. Etiketleme.

Tabi şunu da eklemek gerekiyor: Sıfat takma ötekileştirmenin ana yöntemi olmasının yanı sıra aynı zamanda başkasını bireysel olarak aşağılamanın da aracıdır.

Sıfatların gerçekliğini biraz sorguladığında ise patır patır döküldüklerine şahit oluyorsun.

Bir tanesi döküldü mü? Döküldü. Alenen görüldü döküldüğü. Artık o kadar içselleşmiş durumda ki iddia sahibi özür bile dilemiyor. Hemen yerine yeni bir sıfat buluyor. Her tarafımız sıfatlarla doldu, sıfatlarla karalanmaya çalışılan insanlarla... Artık yarış halini aldı bu.

Sadece yazılı ve görsel medyada değil. Mahallede, iş yerinde, okulda her yerde yapılıyor bu. Çünkü yapması çok kolay... Avamın üzerinde etkinliği de yüksek. Üç, beş farklı yerden duysun sıfatı, benimser.

Ötekileştirmenin basitliği, kolaylığı cezbediyor insanı, aynı diğer günahlar gibi, uydukça da hesabının verilmesi çok zor veballere ortak olunuyor. Belki de sonsuzluk yitip gidiyor. Oysaki en baştan uyarılmıştık:
Hucurat 11. Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; zira onlar kendilerinden daha iyi olabilirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler; çünkü alay edilenler edenlerden daha iyi olabilirler. Biriniz diğerinizi aşağılamayın, birbirinize kötü ad takmayın. [Kişi] iman ettikten sonra ona hiçbir şekilde günah isnat etmeyin! Günahlarına tövbe etmeyenler yok mu, işte zalimler onlardır.

7 Ağustos 2011 Pazar

İftira Çetesi ve Korku Sanrıları

Diyelim bir futbol takımı tutuyorsun, A takımı diyelim ve karşı takıma, buna da B diyelim, zarar vermek istiyorsun. Ne yapabilirsin? Tezahürat, gürültü, küfür... İstediğiniz sonucu almanız zor gibi. Bu konuda çok hızlı cevap alacak içeriden çökertecek çok sağlam bir taktik var. Karşı takımdanmış gibi yapıp güvenlerini kazanıp moral bozmak.

- Ben de B takımını tutuyorum ama bizim takım çok kötü, çok ahlaksız, çok başarısız...

Bu taktiği bir iftira çetesi 28 Şubat sürecinde Erbakan için kullandı. Kendim defalarca şahidim, Erbakan'dan hiç teşvik alamayan medyanın pireyi deve yapmasına nasıl arka çıktıklarına, televizyondan değil, halkın arasında konuşarak... Birebir...

- "Biz de Müslümanız ama Erbakan...." inanın noktalı yerleri yazmak istemiyorum.

- Biz de Erbakan'a oy verdik ama kandırıldık
- Ne konuda?
- Kandırıldık işte,
- Yahu ne konuda

Hepsi ağız birliği etmişçesine tek bir üslupla konuşuyordu.

Yaptıklarına, söylediklerine kendim bizzat tanık olduğum aynı kişiler ama bizzat aynıları 3-4 yıldır aynı taktiği Silahlı Kuvvetler için kullanıyorlar. Sokakta, kahvede, arkadaş meclislerinde... Üstelik teröre karşı işini gayet başarı ile yapan ve bu uğurda canlar veren bir kuruma yapmaya çalışıyorlar.

Bu durum 3-4 sene önce gibi başladı, önce "darbecilik" kavramı üzerine yoğunlaşmış söylemler... Canlarının yanmadığından emin olduklarını görünce bir adım öteye taşındı ve bir anda askerlik anıları gözlerinde canlanıverdi. Ne olumsuz laflar, binbir çeşit abartı ile süslenmiş olumsuz hikâyeler.

28 Şubat süresince Erbakan için söylenen lafların hedefi artık TSK olmuştu

- Biz de askerlik yaptık ama....
- Biz de bu vatanın iyiliğini istiyoruz ama....

Hep aynı taktik, sendenmiş gibi görünüp olumsuz şeyler söyle, düşmanlarını "hakkı teslim etmiş numarası" ile övmeye kalk.

Bu işin bir boyutu…

Bir başka boyutu ise zerre ilkelerinin olmaması, lider bellediklerinden biri bir konuda -örneğin-

"Nato bizim müttefikimizdir. Onlarla birlikte hareket edeceğiz" dese

- Çok akıllıca. Günün şartlarında alınmış çok önemli karar. Dünya entegrasyonu  vs. derler

"Nato'yu kabul etmiyoruz. Onlarla birlikte hareket etmeyeceğiz" dese

- Korkusuz kahraman biri, Dünyaya meydan okuyor vs. derler.

Gene aynı adamların şizofrenik sanrıları ile gündem meşgul edilmeye çalışılıyor yıllardır. Onlara planlar kuruluyormuş, tuzaklar yapılıyormuş. 3-4 senedir ne olsa, ne duyulsa çocuk zekâsına hitap edecek basitlikte uyduruk uyduruk "bağlantılarla" kendileri ile bağlantılı olduğunu ve kendilerine karşı yapılacak bir saldırı olacağını söylüyorlardı. Unuttukları bir kural vardı o da yalan üzerine kurulan her şey yıkılmaya mahkûmdur. Tabii ki de en baştan düzmece olduğu herkes tarafından bilinen, ortalığı velveleye verdikleri şeylerin aslında kendi adamların kurdukları komplolar olduğu açık açık ispatlanmaya başlandı.

- Sendenmiş gibi görünüp, içten yıkmaya çalışmak
- Çıkarlarına ne uygunsa onu gayet süslü püslü laflarla savunmaya çalışmak
- Kendilerine karşı devamlı olarak tuzak kurulduğunu sanıp, olayların kendileri ile bağlantısının olduğunu sanmak

ve bunca zamandır Müslümanların bin bir çeşit vebale ortak edilmesi. Nerden ne hale geliniyor. Allah Korusun.

Münafikun 4. Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar?

15 Temmuz 2011 Cuma

İslam Ümmetçiliğinin Temelleri - 1

Modern dünyanın sosyopolitik yapısının, doğru ve tutarlı bir analizi ile, sorunlarına çözümler üretilen nasıl daha ileri götürülebileceğini izah eden davadır ümmetçilik. İlk 2006 yılında kullanmaya başladım "ümmetçilik" ismini. Bu isim adı altında yazdığım, sonrasında kaldırdığım ilk yazı denemelerimde yapmaya çalıştığım, tanıma uygun olarak, modern dünyanın sosyopolitik yapısını doğru bir şekilde tanımlayan yazılar yazmaktı. Şimdi, bu seri ile hem ümmetçiliğin ne olduğunu, hangi kaynakları nasıl delil getirdiğini, hem modern dünyanın analizini hem de buna nasıl bir alternatif sunulabileceğini işlemeye çalışalım.

- Türk müsün?
+ Evet
- Delilin ne?

Neye göre Türk'sün neye göre Arap'sın? Neye dayanarak söylüyorsun? Delilin ne?

Sizler bu sorunun cevabını düşünürken ben 2 farklı meseleye değineyim.

Bu yazıyı yazdığım şu günlerde, Türkçe olimpiyatları adı altında, anadili Türkçe olmayan insanlara Türkçenin öğretildiğinin sergilendiği bir tören düzenlendiği konuşuluyor. Bu faaliyetin şölen havasında, canlı yayınlarla yapıldığını göz önüne alırsak, bu işe müdahil olmuş insanların, Türkçe öğretmenin marifet olduğunu düşünüyor ve düşünmemizi de istiyor olduklarını varsayıyorum. Bu vitrin çalışmasının, "himmet gecelerinde" para toplayan ve verenlerin karşılıklı bir bilinçaltı muhasebesi olduğunu görmek çok zor değil.

"Burslu olarak" aldıkları çeşitli ülkelerin fakir insanlarına Türkçe öğretildiğini gördüğümde aklıma şu soru geldi yahu bir insan niye Türkçe öğrenmek istesin ki?

Ben İngilizce öğrenmek zorundaydım. Bunu çok istemiyordum ama zorundaydım. Niye? Çünkü akademik ve teknik yayınların tamamı İngilizce yazılıyor. Yani İngilizce olarak yayınlanmış ve yayınlanmaya devam eden devasa bir külliyat var. Yani gerek teknik ilim gerekse de iş için gerekli. Türkçe olimpiyatları diye reklamı yapılan ve takdir edilmeye beklenilen romantik söylemden gerçek hayata dönüldüğünde söylem sahipleri de iş ilanlarında "İngilizce yeterliliği olan eleman aranıyor" şeklinde veriyor.

Ya da Arapça hatta belki İbranice öğrenmek isterim çünkü Arapça ve İbranicede kutsal bir külliyat var. Ya da tarihe meraklıysan Latince öğrenmek isteyebilirsin Eski Roma'da da ciddi bir uygarlık bulunuyor.

İyi de Türkçe'de ne var? Ne amacı olabilir bir insanın Türkçe öğrenmede? Türkçe bir yayın yok, çalışma yok. Hadi Osmanlı Uygarlığı desen, onun külliyatı da Osmanlıca. Okumaya, anlamaya imkan yok. İş imkanı desen, öyle uluslararası bir sektör zaten yok. Olamaz da zaten çünkü -dediğimiz gibi- uluslararası geçerliliği olan bir sektör için eşsiz akademik çalışma ve yayınlara ihtiyacın var. Onu da dünya üzerinde nerede olursan ol İngilizce yapıyorsun.

Bir de, öğretenlerin bahane olarak sunduğu "Türkiye'yi dünyaya tanıtma" yada "Türkiye'yi seven sayan insanlar yetiştirme" gibi sözlerine bakarsak, bunu diyenin "Sen İngilizceyi öğrenirken, İngilizlere karşı sevgi saygı mı besledin?" ya da "Fransızlara karşı sevgi saygı beslememenin nedeni Fransızca bilmemek mi?" gibi sorulara ne cevap vereceğini merak ediyorum. Bir cevap verecek değil. En başta dediğimiz gibi mesele sadece yardım toplayanların "bakın faydalı işler yapıyoruz vitrinini göstermesi"...

(En başta sorduğum sorunun cevabını tefekküre devam edelim. Neye göre Türk'sün? Neye göre Yunansın? Elinde var mı bir genetik delil?)

Romantizm üzerine, avam davranışlar üzerine çok fazla yazı yazdım tekrardan tanımları ile uğraşmayacağım. Bunlara örnek olabilecek cinsten bir yapılanmanın ismi geçiyor yıllardır. Terör örgütü bile olmayı başaramamış uyuşturucu kaçakçısı bir örgüt, PKK.

Adi suçların bin bir türlüsünü işlemiş insanlardan müteşekkil; kaçakçılıktan, uyuşturucudan iyi para kazanılması neticesinde palazlanmış bir oluşum. Birazcık kurcalayınca, bağıra çağıra söyledikleri şeylerin sadece boşluğun gürültüsü olduğunu anlıyorsun. E tabi, utancı slogan atmadan bastıramazsın.

-Şaka gibi- Lider(!) diye ortaya sürdükleri şarlatanların yazdıkları şeyleri birazcık zorlayınca patır patır dökülüyor. Söyledikleri şeyler hiçbir soruna cevap olmuyor. Çünkü ortada sorun yok.

Kendilerinin bile söylerken inanmadığı kurgu sorunlar(?) yaratıp bunlara çözüm(?) bulan insan imajı çizmeye çalışmaları. Avamın ucuz kahramanlığı. Kurgu ideolojilerin kurgu sorunlara kurgu çözümler.

Okulda dersten, öğrenmekten kaçanlar, hiçbir halt olamadığını anlayınca dağa çıkıp uyuşturucu kaçakçılarının uşağı olmuş da bunu saklamak için "anadilde" eğitim istiyoruz gibisinde, bir şeylerin söyleminde bulundukları görüntüsü vermeye çalışıyorlarmış. Karşımdakine "Yok hayır istemiyorlar" deyince şaşırdı, "bir şeyi istemek başka şey istediğini söylemek başka şeydir" dedim, biraz kafası karıştı. Tüm dünyada eğitimin dili İngilizceyken bunların uyuşturucu kaçakçısı olduklarını gizlemek için uydurdukları kurgu isteklerin neyini, kim muhatap alıyor anlamıyorum. Avamın neyini kim muhatap alıyor yahu. Bu şarlatanların söylediklerini yazıp rezilliğini göstermek bile bizler için utanç verici. Diğer yazılarımıza hakaret etmek gibi.

Bu konu sadece hayatta başarılı olamamış, eğitim seviyeleri son derece düşük vasıfsız insanların uyuşturucu tacirlerine uşak olması konusudur. Bu kadar. Ha tabi her uşak gibi onların da karınları sahipleri tarafından doyuruluyor. Onlar uyuşturucudan, haraçtan, hırsızlıktan paraları topluyorlar, sonra o paralar devasa silah şirketlerine yatırılıyor ve dinamo çalışıyor. Kapitalizmin dinamosu. Liberal dünyayı ayakta tutan romantik söylemlerle gaza getirilmiş soytarı sürüsü.

Şimdi ana konumuza geri dönelim.

Şimdi yeni bir soru. İnsanları nasıl kimliklendireceğiz?

İnsanı diğerlerinden ayıran belli başlı özellikler vardır. Cinsiyeti, rengi, ebeveyni, dili ve dini.

Bunlardan dört tanesinin ayrımcılığını yapmak haram fakat bir tanesi helal ve insan fıtratına uygun olandır. O da din ayrımcılığı. Din insanın seçtiği yoldur. Sadece İlahi dinler anlamında söylemiyorum, ateizm bile bir dindir sözünden hareketle bunu söylüyorum. İnsanları seçtiği yol ile itham ederiz ve ayrımcılığını yaparız. Fakat insanın kendine seçtiği yol değişken olabilir. Bir gün bir şeyin peşindeyken ertesi gün bırakabilir. Dolayısıyla din kimliklendirme için uygun değildir. (Savaş hali hariç)

Cinsiyetin genetik delili vardır ama sadece iki cins olduğu için belirleyici faktör olarak alamayız.

Rengin de genetik delil vardır ama bunu da belirleyici olarak alamayız.

Dilin genetik delili yoktur. Gene belirleyici olamaz.

Geriye tek bir şey kalıyor o da ana-baba ve ismi. Bu kimliklendirme doğru ve sağlıklı olandır.

Şimdi en baştaki soruya geri dönelim ve cevabını verelim.

- Neye göre İngiliz'sin? Delilin ne?
- Neye göre Fransız'sın?
- Neye göre Türk'sün?

Cevap: Konuştuğum dile göre Türk'üm.
(...)Renkler ve diller Allah'ın ayetlerindendir(...)
Rum - 22
Renginiz ırkınızı diliniz kavminizi gösterir. Renk sabittir. Dil ise değişkendir.

Toparlayalım.

a. Renginiz (siyah, beyaz, kızıl) ırkınızdır, ayrımcılığı ırkçılıktır. Haramdır.

Delil:
Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arap'ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır
- Veda Hutbesi -
b. Diliniz (Türk, İngiliz, Arap) kavminizdir. Diliniz değiştikçe kavminiz değişir. Şu anda Türk'sün, günlük hayatında İngilizce konuşmaya başlarsan İngiliz olursun. Ayrımcılığı kavmiyetçiliktir. Haramdır.
Not: Kavim kelimesi Kur'an'ı Kerim'de çok defalar geçmekte ve genel olarak herhangi bir ortak değeri paylaşan topluluk manasındadır. (Örneğin aynı cinsi paylaşan erkekler de bir kavim olarak nitelendirilmiştir). Ama biz burada, diğer ortak değerlerden daha belirgin olan, ayrımcılık yapmaya müsait olan konuşulan dil kavramını referans aldık.

Delil:
Kasas 15. Ve (Musa), halkının [şehirde olup bitenden] habersiz [evlerinde oturdukları bir gün] (13) şehre indi; ve biri kendi halkından, (14) ötekisi düşmanlarından olan iki adamın birbiriyle kavga ettiğini gördü. Kendi halkından olan kişi düşman tarafından olan kişiye karşı o'nu yardıma çağırdı; bunun üzerine Musa onu yumrukla devirip işini bitirdi. [Ama hemen sonra kendi kendine:] "Bu düpedüz Şeytan'ın işi!" dedi, "Doğrusu o [insanı] yoldan çıkaran apaçık bir düşmandır!" (15)

13 - Lafzen, "halkının (hiçbir şeyin) farkında olmadığı bir anda".

14 - Yani, İbranîler'den.

15 - "Şeytan'ın işi" ifadesiyle ilgili olarak bkz. 115:17 hk. 16. notun ilk yarısı. 16-17. ayetler göstermektedir ki, yukarıda anlatılan olayda Mısırlı değil, İsrailoğullarından olan adam suçludur (karş. sonraki not). Görünüşe bakılırsa Hz. Musa, olayda hangi tarafın haklı olduğunu anlamaya çalışmadan, kavmî insiyâkına kapılarak İsrailoğullarından olan adamın yardımına koşmuş; ama hemen sonra, sadece bir adam öldürdüğü için değil, fakat bunu kabilevî -ya da bugünkü deyimle- ırkî peşin hükümlerle yaptığı için ciddî bir suç işlemiş olduğunu fark etmiştir. Açıkça görülmektedir ki, Kur'an'ın Hz. Musa'nın kıssasının bu bölümünde asıl işaret etmek istediği husus budur. Bu konudaki Kur'ânî anlayışa Hz. Peygamber tarafından da her fırsatta dikkat çekilmiştir; o'ndan bu konuda rivayet edilen meşhur Hadisler'den biri şöyledir: "Kabilevî asabiyetle ortaya atılan kişi bizden değildir; kabilevî asabiyet yüzünden kavgaya giren bizden değildir; kabilevî asabiyet yüzünden ölen bizden değildir" (Cubeyr b. Mutim'den rivayetle Ebû Dâvûd). Kendisinden "kabilevî asabiyet"in ne olduğu konusunu açıklaması istendiğinde, Hz. Peygamber, "haksız oldukları bir konuda insanın kendi halkına/kabilesine arka çıkmasıdır" demiştir (a.g.e. Vâsile b. Eskaya dayanarak). Muhammed Esed Tefsiri.
 
c. Ebeveyniniz soyunuzdur, ayrımcılığı soyculuktur. Haramdır.

Delil:
Bakara 124. Ve [şunu hatırlayın:] Rabbi, İbrahim'i buyrukları ile sınadığında ve İbrahim de bunları yerine getirdiğinde (100) ona "Seni insanlara önder yapacağım!" demişti. İbrahim de sormuştu: "Benim neslimden de mi [önderler çıkaracaksın]?" [Allah] cevap vermişti: "Benim ahdim zalimleri kapsamaz."(101)

100 - Klasik müfessirler, bu buyrukların (kelimât, lafzî anlamı "kelimeler") neler oldukları konusunda birçok spekülasyona başvurmuşlardır. Ancak Kur'an onları belirlemediği için, burada kasdedilenin, sadece Hz. İbrahim'in Allah'tan aldığı her buyruğa tam bir teslimiyet içinde uyması olduğunu kabul etmek zorundayız.

101 - Bu pasaj, önceki iki ayet ile bağlantılı olarak okunduğunda, Allah tarafından "insanların önderi" kılınan Hz. İbrahim'in soyundan gelmeleri sebebiyle "Allah'ın seçilmiş halkı" olduklarına inanan İsrailoğulları'nın bu iddiasını reddeder. Kur'an, Hz. İbrahim'in yüce konumunun, fiziksel olarak o'nun soyundan gelenlere ve hele onların içindeki günahkarlara kendiliğinden benzer bir konum kazandırmayacağını açıklığa kavuşturur.
Hucurat 13. Ey insanlar! Bakın, Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık, (15) ve sizi kabileler haline getirdik ki birbirinizi tanıyabilesiniz. (16) Şüphesiz, Allah katında en üstün olanınız, O'na karşı derin bir sorumluluk bilincine sahip olanınızdır. Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.

15 - Yani, "her birinizi bir anne ve babadan yarattık" (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) -biyolojik orijindeki bu eşitliğin bütün insanlar için geçerli olan insan onurundaki eşitliğe yansıdığına işaret.

16 - Yani, hepinizin birbiriniz üzerinde hiçbir kalıtımsal üstünlüğe sahip olmadan tek bir insanlık ailesine mensup olduğunuzu bilesiniz (Zemahşerî). Bu, önceki iki ayette geçen, insanların birbirlerinin onurunu koruma ve gözetmeleri tavsiyesi ile bağlantılıdır. Başka bir deyişle, insanların "kavimler ve kabileler"e dönüşmesi, görünürdeki farklılıklarının ardındaki temel insanî birliği/birlikteliği anlama ve takdir etme eğilimini azaltmayı değil, tersine bu eğilimi arttırmayı amaçlamaktadır. Ve bunun karşılığında da bütün ırkçı, milliyetçi/kavmiyetçi veya kabilevî önyargılar (asabiyye) kınanmıştır. Kur'an'da zımnen, Hz. Peygamber tarafından ise daha açık bir şekilde kınanmıştır (bkz. 28:15, not 15'in ikinci bölümü). Ayrıca, Hz. Peygamber, insanların kavmî veya kabilevî geçmişlerini yüceltmeleri konusunda şunları söylemiştir: "Bakınız, Allah, atalarını yüceltmeye dayanan cahiliyye şirkinin kibrini sizden uzaklaştırdı. İnsan, ya Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde olan bir mümin, yahut çaresiz bir günahkardır. Bütün insanlar Hz. Âdem'in evlatlarıdır ve Hz. Âdem balçıktan yaratılmıştır" (Ebû Hureyre'nin rivayetiyle Tirmizî ve Ebû Dâvûd'da nakledilen Hadisin bir bölümü).


d. Hayat tarzınız
dininizdir, ayrımcılığı caiz ve insan fıtratına uygun olandır.