|
“Ooo abi zenginsin” sözüne karşı kaçımız “yok abi ne zengini
ya şöyle böyle zart zurt…” diye yanıt vermiştir acaba. Sanki suçlanıyoruz değil
mi ya da karşı tarafı suçluyoruz. Baskı altına alıyoruz ya da alınmış
hissediyoruz. Acaba başka ülkelerde de böyle bir tutum yani hem devamlı
ulaşmanın hayalini kurup hem de ulaşanı ulaştığı ile suçlama var mıdır çok
merak ederim. İşte bu yazımızın konusu Türkiye’deki mevcut romantik sol kültür,
onların ateşlediği sosyal çatışmanın tarihçesi ve avam (buradaki avamlık ekonomik
durum ya da denk gelmiş sosyal statü ile ilgili değil, ferdin düşünce ve kültür
yapısı ile ilgilidir) tabakasındaki garibanizmin tanımı ve işlevi üzerine
olacaktır. Aslında her şey 70′li yılların Türk filmlerinde başladı
diyebiliriz. Özellikle 68 kuşağının çektikleri... Dikkat ederseniz filmlerin
konuları tektir ve tribünlere oynar. Zengin vardır, fakir vardır. Zengin
kötüdür, fakir iyidir. Fakir zengine güzel bir ders verir filmin sonunda,
gözyaşlarımızı tutamaz hep beraber salya sümük seyrederiz filmi. Belki de o
yıllarda insanlar daha iyiydi. Daha samimiydi. Haksızlığa karşı gösterdikleri
refleksleri aniydi, bir andaydı. Şimdiki gibi haksızlık gördüklerinde "Acaba
müdahale etsem başım belaya girer mi?" hesapları yapmıyorlardı. İçlerinde
geldikleri gibi hareket ediyorlardı. Ama aynı zamanda da çabuk kanıyorlardı. Ne
yazık ki… Sol kültürün ülkemize pompaladığı ve aslında bu pompalamanın
etkisinde ister solcu olsun ister sağcı herkesin etkisi altında kaldığı bir
durumdur fakirliği yüceltmek. Aslında bunu olduğu gibi popüler,
romantik sol kültüre yıkmak hata olacaktır. Kendisine solcu demeyenlerin de bu
konuda yeterince popülist ve dalkavuk olduğu aslında aşikâr… Bunlara
değineceğiz ama önce bir iki psikolojik analiz yapalım romantik solun takındığı
tavır üzerine. Romantik solun en büyük saplantısı bağlama çalmaktır.
Elbette herkes bağlama çalmayı öğrenebilir ya da daha farklı bir müzik aletini.
Ama bağlama çalmayı ibadet şuuru ile yapıyorlar ya o komiğime gidiyor. Aklıma
bir süre önce tanıdığım ve bir ara sol derneklere takıldığından beceremediği
halde zorla bağlama çalmaya çalışan birisi geldi. Adam zorla bağlama çalmaya
çalışıyordu çünkü bu şekilde bu kültüre karşı vazifelerini yerine getireceğini
sanmaktaydı -amaç müzik falan değil-. Kaygısızların bir bölümünde vardı,
zamanında Kanal6′dakilerden (Fenasili bölümler, bilen bilir) Kültigin ve
adamları hapse düşerler, koğuşa girdiklerinde orada birisi diğerlerini
tanıtmaktadır. Ranzanın birinde deli deli bağlama çalmaya çalışan birini
tanıtırken şöyle demişti: “İşte bu hapse düştüğü için kendini bağlama çalma
zorunda hisseden bir arkadaşımız”. Çok gülmüştüm... Aslında her şeye
uyarlayabiliriz bunu. Bir fikre kendini yakın hissettin diye kendini ona ait
olduğu düşünülen şeylerinden hoşlanacaksın diye de bir şey yok. Zevkler
farklıdır. Tabi buna İslami kanattaki, bazıları çok kötü olsa da adına ilahi
dendiği için o müzikleri dinleyen insanları da dâhil edebiliriz. Bu bağlama
çalma olayı ya da adına Halk(?) müziği denilen şeye karşı (sanki diğerlerini
uzaylılar yapıp dinliyor) duyulan gereksiz sempati beni güldürmüştür çoğu
zaman. Aslında bu anlamsız sempati yalnızca halk müziğine değil aynı
zamanda “halk” kelimesinin kendisine de duyulmaktadır. Topluluklardan bahsederken seçtiğin kelimeler çok önemlidir.
Aynı topluluğa millet dediğiniz zaman sol kesim iyi görmez ama topluluğun çoğu
pozitif anlam çıkarır. Halk dediğiniz zaman daha bir sempatik şeyler uyanır
kafamızda. Ama dikkat edin topluluk aynı topluluktur. Elbette en akılcısı,
insanları sınıflandırırken ve onlara hitap ederken bağlı bulundukları düşünce
yapısını yani ümmetini dile getirmektir. Neyse, konumuz bu değil. Bu gereksiz romantizmin ülkemize hediye ettiği en büyük
problem insanları zengin, fakir olarak görmektir. Evet, hiç göze batmaması
gereken sınıfsal ayrım bu kadar çok dillendirerek, insanlar kendilerini,
başkalarını gelir durumlarına göre görmeyi ve onlara gelir durumlarına uygun şekilde muamele
etmeye alıştırmışlardır. Bu süreçte yaşanan en ilginç durum herkesin ulaşmak
için bütün gün düşünüp çeşitli cinlikler yaptığı zenginliği bir suçlama aracı
olarak kullanmasıdır. Aslında bunun altında yatan gerekçe de toplumsal sorumluluklardan
kaçıştır. Zengin olmak sanki suçtur ama fakir olmak övünülecek bir
şeydir. Çünkü yaratılan havada zengin sanki hırsızdır fakirse sanki haklı ve
hakkı yenmiş bir mağdurdur. Ve daha da önemlisi zenginse toplumsal
sorumluluklarını yerine getirme görevi vardır ama fakir olmanın yoktur. Dolayısıyla fakir olmak, sorumluluklardan kaçarken bahane olarak kullanılmaya
yarar. İşte bu noktada bu ucuz bakış açısına sahip insanlardan çoğunlukla
belirttiğimiz gibi “ooo zenginsin” ya da “sen şöyle olunca bizi hatırlamazsın” gibi cümleler duyarsınız. Ne hikmetse karşı taraf da kendini hakikaten savunmaya
çeker. Suçluluk duygusu yaşar. İnsanlar ne kadar kıskanç değil mi. Aslında tüm bunların iki nedeni var
birincisi sorumluluklardan kaçış ikincisi insandaki kıskanma duygusudur. Bu
işin beslendiği kaynak bu kadar zengin olunca haliyle müşterisi de oldukça
fazla oluyor. Onun için aslında bir görüşe ait değil, hepimize aittir bu tutum. İşte bu noktada ilginç bir durum oluşur. Hem de burası çok
ilginçtir. Gelir durumu yüksek olsa da bir insanın kendini ezilmiş gösterme
çalışması da olabilmektedir. Bunun adına “garibanizm” diyoruz.
Nerde okuduğu hatırlamıyorum yıllar önce bir gazetede okumuştum çok hoşuma
gitmişti. Yazar şöyle diyordu: “Gelir durumun iyiyse bile kendine gariban
diyeceksin. Diyeceksin ki kendini toplumdan alacaklıymışsın gibi
gösterebilesin.” Yani, toplumsal sorumluluklarından kaçmaya yol
yapabilirsin böylelikle. İşte 70 yıllarda doruk noktasına ulaşan romantik solculuğun ülkemize kattığı; sağcı, solcu, Müslüman fark etmeden herkesin her gün sahiplendiği ve benimsediği ve hatta kendi ideolojisine de entegre etmeye çalıştığı psikolojik telkin garibanizm ve tabi ki de fakirliği yüceltmedir. Fakir olmasan bile… Önemli olan şey fakirliği yüceltme, senin fakir olup olmaman değil. Böylece üzerine vazife olan şeylerden de vicdan azabı duymadan, bahanen hazır bir şekilde kendini kurtarabilme. Bu durumdan mustarip kesim yalnızca sol değil dedik. Bu
durumun hiçbir görüşü içermediğini de belirttik. Çünkü sorumluluklarından kaçış
ve kıskanma duygusu herkeste bir şekilde vardır. İslami kesimin garibanizminde de ilginç bir şekilde fakirliği yüceltme vardır. Fakat bu doğru değildir. Çünkü fakirlik yüceltilecek bir şey değildir. Buradaki problemin temel kaynağı fakirlik ile mütevaziliği ayırt edememektir. Birisinin fakir olması övünülecek ya da yerinilecek ya da kıyas edilecek bir şey olmamalıdır. İnsanların sınıflandırılması ya da değerlendirilmesi ekonomik duruma göre değil yalnızca sahip olunan fikir dünyasına göre olmalıdır. |
5 Mart 2007 Pazartesi
Romantik Sol Kültür ve Garibanizm
Kaydol:
Kayıt Yorumları
(
Atom
)
0 comments :
Yorum Gönder