|
Tesadüf diye bir şey canlılığın ortaya çıkış sürecinde
yaşandı mı, yaşanmadı mı? Ne kadar kritik bir soru değil mi? Cevabına göre ya
yaratılış ya da ateizm için yolun sonu gözükecek. Cevabını bilemiyoruz.
Bilememek bizi inanmaya sevk ediyor. İnanmak cehaletin bir sonucuymuş. İspat
edemediğin şeylere inanırmışsın. Öyle derler. Bizler cehaletimizin sonucu
olarak Allah’ın varlığına ya da yokluğuna inanıp inanmama çizgisinde gider
gelirmişiz. Belki de gidip geldiğimizi zannederiz. Belki Allah'ın varlığına
inanıp inanma diye bir sınanma aslında hiç yoktur. Aslında herkes Allah'ın
varlığını kabul ediyordur. Biz bilgisizliğimiz ve yanlış çıkarımlarımızın
sonucu olarak bu konudan sınandığımızı zannediyoruzdur. Belki de sınanma başka
bir konu üzerinedir. Ne olursa olsun sorular, şüpheler, cevaplar, tuzaklar hep
karşımızdadır. Kalbimiz meydana bırakılmış bir tüy tanesi gibi bir oraya bir
buraya savrulmaktadır. İşte bu savruluş sırasında "Neden varız?" sorusuna cevap bağlamında günümüz insanı iki iddia ile karşılaşmaktadır: Evrim ve Yaratılış. Günümüz insanı dedim çünkü geçmişte bunun neredeyse hiç konusu açılmamış. Çünkü tesadüf diye bir şeyin varoluş sürecinde rol alabileceği hiç düşünülmemiş. Fakat günümüzde bu görüş gündemi fazlasıyla meşgul etmektedir. Neden? Nedenine geleceğiz ama bilimsel bilgi üzerine konuşalım biraz.
Bilimsel bilgi evrenin çalışma mekanizmasının nasıl işlediğini anlatan bilgiler topluluğudur. Evrenin çalışma mekanizması da aslında sayısız alt mekanizmadan oluşur. Bilimsel bilgi işte bu mekanizmaların neden var olduğundan ziyade mekanizmaların kendisi ile ilgilenir ve çalışmalarını açıklar. Sen ise doğadaki mekanizmaları açıklayan bu bilgiler topluluğuna bakar, kendince yorum yaparsın neden var olduğu ile ilgili. Yorum yapanın sıfatı ne olursa olsun, yapılan yorumlar bilimsel bilgi değildir. Yani senin bir fosile bakıp ya da devenin göz yapısına bakıp "Bunlar tesadüfen bu hale gelmiştir" ya da "Yaratılışımızın bir sonucudur" demen senin bakış açını yansıtır. Bunların hiçbirisi bilimin sınırları içinde değildir. Bilimsel bilginin şahsi olarak yorumudur. Yaratılış ya da tesadüf... Yaratılış, yalnızca bir sefer ve doğaüstü bir şekilde
olmuştur. Doğası gereği, olağanüstü bir şekilde gerçekleşmiş bir şeyi bilimsel bir
düzleme oturtma diye bir şey zaten mümkün değildir. Hatta yaratılışın bilimsel bilgi
gibi sunulması dini açıdan da doğru olmaz. Bu noktada, çok yapılan bir hatayı kısa bir not olarak düşmek isterim. "Din bilime aykırıdır" iddiasına
cevap verme adına yaratılışın bilimsel bilgi olarak ifade edilebileceği
söyleyen insanlar olabiliyor. Şahsi bir görüş olarak söylüyorum: Bunu yapanlar
iyi niyetli olsalar da bu yapılan yanlış bir iddiaya yanlış bir cevap vermekten
başka bir şey değildir ne yazık ki. Dediğimiz gibi bilimsel bilgi mekanizmaların
işleyişini açıklar, nedenini değil. Peki tesadüf bilimin sınırları içinde mi? İşte Evrim Teorisi bunu yapma çabasıdır. Evrim, canlılığın ortaya çıkışını ve bu noktaya gelişini evrenin çalışma mekanizmasının sonucu olduğunu söyler. Yani tesadüf iddiasına bilimsel bir kılıf sunar. Daha doğrusu sunma iddiasındadır. Bu teorinin bu kadar popüler olmasının nedeni de budur. Yoksa teori olduğu iddia edilen evrim fikri canlılığın var olma nedenini ispatlayabiliyor diye değil. Dine, daha doğrusu din adına hareket eden bazı kötü niyetli insanlara tepkili insanların, din adına hareket eden o kötü insanlardan ayrı olduklarını gösterebilmek için tutundukları daldır Evrim Teorisi. Aslında tamamen psikolojik, tepkisel bir durumdur evrim fikrinin bu kadar tutmuş olması. Yoksa korkunç bir iddiadır bu. Sadece canlılığı işin içine katarak söylüyorum: Düşünebiliyor musunuz, bu kadar korkunç karmaşık bir yapı var karşınızda, hatta bu karmaşık yapı, sayısız karmaşık yapıların birleşiminden oluşuyor ve hepsi uyum içinde çalışıyor. İnsan tekil olarak karmaşık yapıların karşısında mı dehşete kapılsın yoksa bu kadar karmaşık olup da üstüne bir de birbirleri ile uyum içinde sorunsuz bir şekilde çalışıyor olmalarına mı kapılsın karar veremezken, biri çıkıyor ve tüm bunların nedeninin tesadüf olduğunu ve bunu bilimsel olarak ispat edeceğini iddia ediyor. Dediğim gibi korkunç bir iddiadır bu. Ha, tabii şu da var, sen bol keseden bunu iddia edersen, ben de hani nerede hiçbir şüpheye yer bırakmayacak deneylerin, kanıtların derim. Eğer eksiksiz cevap veremezsen, üzgünüm ama düşeceğin durum karşısında elbette bu iddianın tepkisel bir şey olduğunu, bilimsel çalışmaların sonucu olmadığını söylerim. Ama böyle olması bu konu üzerine çalışmalar yapılmasın demek
değildir. Bu konuda üniversitelerde çalışmalar yapılsın. Yapılan çalışmalarda
her şeyin tesadüfen var olduğu bir ön kabul olsun. Zaten tesadüf temelli görüşün
yaratılış temelli görüşten ayrıldığı da nokta budur. Tesadüf kavramı, ucu açık bir
çalışma alanı sunar. Bu çalışmalar yapılsın ve finanse de edilsin. Ama laboratuvar ortamında
testlerle birlikte canlılığın nasıl oluştuğunun ispatının evrim üzerinden yapılacağı güne kadar da ateizmin tanımı gereği, ateist olma diye bir şeyin mümkün olmadığı da kabul
edilsin. Bu uzun girişten sonra gelelim konu başlığımıza. Evrime bir
yazılımcı gözüyle bakmaya. Her şey bir denge içindedir. Evrende, vücudumuzda, ruhani
tabiatımızda hep bir denge vardır. Evrimi de buradan konuşmaya başlamalıyız.
Evrendeki dengeden, düzenden başlayarak… O zaman bu noktada sormamız gereken
soru şudur: Evren değişime açık mı? Evrende değişim var mı? Hayır, yoktur desem... "Ama doğduğunuzdan beri her
şeyin değiştiğini görüyoruz ve insanlar her şeyin bir değişim içinde olduğu
söylenmektedir" diye düşünerek itiraz eder misiniz bu dediğime? İtiraz
ederseniz hata yaparsınız. Çünkü canlılık değişime açık bir yapıya sahip
değildir. Madem başlıkta yazılımcı gözü ile anlatacağız dedik öyle
yapalım. İlk kodlamaya başladıklarında mühendisler her şeyi tek bir
Çalıştırılabilir Dosyanın (exe’nin) içine koymuşlar. Her defasından kodu
tekrardan yazmak… Of, ne can sıkıcı… Kodun yeniden kullanılabilirliği
(reusable) yalnızca kopyala-yapıştır işleminden ibaretmiş. Bakmışlar böyle olmayacak, "Biz en iyisi kodumuzu
dinamik olarak bağlayabileceğimiz kod dosyaları haline(DLL) getirelim ve sınıflarımızı da oraya
koyalım oradan istediğimiz sınıfın istediğimiz fonksiyonuna ulaşırız"
demişler. Böylelikle komponentler (DLL dosyaları) haline getirdiğimiz bir kodu
her defasında tekrar tekrar yazmak zorunda kalmaz, o DLL'e bağlanır kullanırız. Üstelik DLL'lere
koyacağımız sınıflarda yapacağımız herhangi bir değişiklikten de exe’miz yani
çalışan kodumuz da etkilenmez, diye düşünmüşler. Hmm… 2 tane farklı yerdeki kod
birbiri ile etkileşim halinde bir tarafı değiştireceksin ve öteki taraf
etkilenmeyecek ha? Öyle kolay değil o işler. Bu durumun çöküşü çok da uzun sürmemiş. Çünkü öncelikle
DLL'deki kodlarda kullanılan Function Overloading için kullanılan isim türetme
(name mangling) mekanizması farklı marka derleyicilerde farklı olması, ikincisi
ve en önemlisi sınıfta yaptığın değişiklik ile oluşan nesnelerin boyutunun
artması -örneğin exe 8 byte veri beklerken ve o kadar geleceğini tahmin ederek
ona göre yer ayırırken örneğin 16 byte gelmesi- işleri bozmuş. Bakmışlar bu
işler böyle olmuyor 2 farklı kodu birbiri ile uyum içinde çalıştırmak öyle
kolay bir şey değil. Önce COM teknolojisini tasarlamışlar sonra aslında onun
bir ileri basamağı olarak düşünülen Java\.NET teknolojilerini üretmişler.
Bu teknolojilerin detayları her ne kadar konumuz olmasa da aklımızda tutmamız
gereken şey çalışan 2 kodu birbiri ile uyum içinde çalıştırmanın zorluğu. Hele
ki yalnızca tek taraflı bir değişimin diğer taraftaki kodu nasıl etkilediği ve
sistemi çökerttiği... Buffer overflow atakları da stackteki IP(Instruction
Pointer) üzerine ekstra veri yazılmasından kaynaklanmaz mı zaten... Her şey
birbiriyle uyumlu olmak zorunda ne kadar veri geleceğini sistem bilmek zorunda
ki ona göre yer ayırsın. Bunu tek taraflı değiştiremezsin. Değiştirirsen
bedelini ödersin. Ki bugüne kadar defalarca ödemişler… "Eee, bunun evrimle ne alakası var?" Evren bir koddan ibarettir, daha doğrusu milyarlarca,
trilyonlarca... kodun birleşmesinden. Canlı, cansız var olan bütün mekanizmalar
hem kendi içinde hem de birbiri ile uyum içindedir. İşte problem burada, sen
uyum içindeki bir kodu tek taraflı değiştiremezsin. Hemen bir örnek verelim:
Hava bir koddur havadaki oksijen oranı da bir koddur bunu alıp kullanacak
vücudumuz da bir koddur. Vücudumuz belirlenmiş bir oranda oksijenin varlığına
kullanabilecek şekilde tasarlanmıştır. Bundan azını fazlasını göndermenin
bedeli sistemin çökmesidir. Yani canlılık değişime açık değildir. Doğada ise değişim
yoktur. Daha doğrusu olmamalıdır. Zaten devamlı olarak değişime engel olmaya
çalışmaz mıyız? Ozonu yeniden dikmeye çalışmamız, buzulları eritmeme çabamız… "Ama yapraklar düşüyor vs. her şey değişim içinde?" Hayır, hiçbir şey değişim içinde değil her şey bir döngü
içinde. Buna değişim demek yanlıştır. Bu periyodik değişimdir yani döngüdür. Aslında bilimsel bilgi de içinde periyodikliği barındırdığı
zaman anlamlıdır. Çünkü o zaman matematiksel olarak ifade edilebilir hale
gelmiş olmaktadır. Her şey döner ama her şey. Sinüs döner, elektronlar döner,
gezegenler döner. Matematikte, Karmaşık Analizin en önemli konusu: Fourier
Dönüşümü. Fourier serisine açma yalnızca periyodik fonksiyonlar için geçerlidir
periyodik olmayan fonksiyonları ne yaparız? Onları da sonsuzda periyodikmiş
gibi düşünür, tabi bazı özel şartlar altında, ondan sonra Fourier dönüşümünü
alırız. Yani fonksiyonlar mühendislik matematiği için periyodik olmak
zorundadır. Periyodik değilse onu sonsuzda periyodik olarak düşünmelisin. Bir şey periyodik olduğu zaman matematiksel anlamda değerlidir. Değişe değişe bu hale geldiğimizi iddia eden evrimi bu hali ile bilimsel ve matematiksel bir zemine oturtmak oldukça zordur. Bilimsel zemine oturtamazsın çünkü gözlem, deney yapamazsın. Matematiksel zemine oturtamazsın çünkü ortada bir döngü yok. Üstelik burada birbirinden bağımsız cevaplanması gereken 2 farklı sorun var evrim açısından. Birincisi, türler arası geçişi ispatlamak. Elbette doğada, bir tür içinde güçlülerin hayatta kalma olasılığının zayıf olana nazaran çok daha fazla olduğu doğal seleksiyon mekanizması da vardır, büyük bir kısmı zararlı olmak şartı ile mutasyon da vardır. Ama bunların hiçbirisi türler arası geçişin olduğunu ispat edemez. İkincisi ise, eğer evrimi ateizm için delil olarak sunacaksan, türler arası geçişin "tesadüfen" olduğunu ispatlamak. Bu ise birinci problemden çok daha farklı bir sorundur. Çünkü türler arası geçişin ispatı yapılsa bile bir insan buna yine yaratılış diyebilir. Tesadüf demek tamamen bireysel yorumdur. Ve ispatlaması türler arası ispatlamaktan bile daha zordur. Çünkü tesadüfen olmuş demektesin. Tesadüfün mekanizmasını nasıl ortaya koyacaksın? Ucu o kadar açık ki. Ama eğer evrim fikrini ateizm ile bağdaştıracaksan bunu yapmak zorundasın. Elbette yaratılışı da ne bilimsel ne de matematiksel bir zemine oturtmazsın çünkü ne deney ne de gözlem yapabilirsin. Çünkü yaratılış tek seferde olağanüstü bir şekilde olmuştur. Ama türler arası geçişin ve bunun tesadüfen gerçekleştiğinin ispat edilemiyor olması yaratılış fikrini delillendirmiş olur. Bunu da görmek gerekiyor. Toparlarsak... Evrim bağlamında türler arası geçiş şu an için bir iddiadan öte geçememektedir. Bunun tesadüfen olduğu iddiası ise bu konuda bağımsız apayrı bir iddiadır. Çünkü dediğimiz gibi, evrim ve yaratılış birbirine zıt olmak zorunda değildir. Çünkü eğer evrim fikri altında tesadüf denilen her şeye yaratılış dersen, evrim ile yaratıldığımızı iddia bile edebilirsin. Evrim fikri buna da izin verir. Evrimi ateizm ile bağdaştırmak ise başlı başına başka bir meseledir. O zaman şunu diyebiliriz ki: Eğer ateizm her şeyiyle bilimsel bir disipline oturmuş olsaydı buna izin vermemesi gerekirdi. Ama maalesef öyle olmamaktadır. Onun için buradan, ateizm iddiasının bilimsel çalışmaların sonucu değil, aslında din adına hareket etme iddiasındaki kötü niyetli kimi insanların yaptıklarına tepki olarak çıktığı sonucuna rahatlıkla ulaşabiliriz. |
5 Mart 2007 Pazartesi
Bir Yazılımcının Gözünden Evrim Fikri
Kaydol:
Kayıt Yorumları
(
Atom
)
0 comments :
Yorum Gönder