25 Mayıs 2007 Cuma

Hz. Peygamberin Evlilikleri

Görünen o ki, işin içinde özel hayat olduğundan olsa gerek, alakalı alakasız birçok insan bu konuya ilgi göstermekte ve konunun detaylarını incelemeden sadece “Hz. Peygamber(as) çok kadın ile evlenmiş” bilgisi üzerinden bu konuyu yargılamaya ve soru sormaya çalışmaktadır. Sorulan sorular da bu kısacık bilgi ile Hz. Peygamber’in bir sürü güzel kadın ile evlenip zevki sefa içinde bir hayat sürdüğünün zannedilmesinden kaynaklı olsa gerek. Bunun neticesinde kimi insanlar konuyu alay eder bir şekilde ele alsa da, gerçekten samimi olarak sorular soran insanlar da bulunmaktadır. Aslında bu, çok kadınla evlilik konusunun detayları sanılandan çok farklı ve biraz da hüzünlüdür. İşte bu yazı samimi ya da değil sorulabilecek birçok soruya cevap olması için hazırlanmıştır.  

Başlayalım.

Yetim olarak başladı hayatına. 6 yaşında ise öksüz kaldı. Artık ne annesi ne babası vardı. Hayatının geri kalanında uzun yıllar tefekkür etti. Vahiy tecrübesini yaşamasından sonra ise uzun yıllar kavga etti. Aç kaldı, yaralandı, hakaretlere maruz kaldı. Herkes kınadı. Ama hiç şaşmadı yolundan. Suikastlar oldu. Bu sefer evlerini, her şeylerini bırakıp başka bir diyara göç etmek zorunda kaldılar.

Şu anda evinizdesiniz. Çelik kapınız kilitli ve bilgisayarınızın başındasınız. Düşünün sokağı ve gidecek hiçbir yerinizin olmamasını. Aranıyorsunuz, saklanmak zorundasınız. Katlanmak ne kadar zor.

Çok fazla Cüneyt Arkın filmi seyrettiğimizden savaşları, kavgaları 2 yumrukluk iş olarak mı düşünüyoruz ne, ya da hakikaten surdan sura zıplayan insanların mı savaştığını sanıyoruz?

Gerçekte nasıl da kendimizi kaybediyoruz değil mi kavga ederken. Gözümüz hiçbir şeyi görmüyor. Bir insanı tanımak isterseniz kavga esnasında hareketlerine bakın asla rol yapmayacaktır. Nefrete sevgiden daha çok güvenmek lazımmış, çünkü nefretin sahtesi olmazmış. Öyle derler. İşte bu durumda bir de tebliğ yapmaya çalışmak. Bir de sınırı korumak. Kendine hâkim olmak. Aşırıya kaçmamak (Bakara/190). Sıkıntının üstüne bir kat daha sıkıntı.

Çünkü İslam’da Müslümandan istenen galip gelmesi değil haklı olmasıdır. Binlerce baskı, sıkıntı, yadırganma, kınanma, işkence, suikastlar üstü üste bindiğinde dahi gene de sınırı korumuşlar. Üstelik İslamiyet’in yayılabilmesi için özel olarak Hz. Peygamberin(as) ve arkadaşlarının yalnızca haklı olma değil aynı zamanda galip gelme zorunluluğu da vardı.

Sıkıntılar ve dertler bir kural gibi devamlı olarak Hak yolu savunanları bulmuş. Çünkü dünyada büyük sıkıntılar çekmenin, ahireti isteyenler için kaçınılmaz bir süreç olduğu açıkça bildirilmiştir (Bakara/214). Hiçbir fikir, ideoloji böyle bir şeyi vaat edemez. İslamiyet’in hak din olduğunu sadece buradan bile anlayabiliriz. Dünya hayatına değer vermeyip, mutluluğu ahirette vaat etmesinden... Hak dinin farkı budur işte. Her inanç, hak din değildir.

Bu yazdıklarım duygu sömürüsü değildi. Bu yazdıklarım ile "bakın ne kadar sıkıntılar çekilmiş keşke çekilmeseydi" demiyorum ya da bunlar için üzülmüyorum. Bu sıkıntılar Allah’ın vaadidir. Allah'ın bir koyduğu bir kuraldır. Sonsuzluğu kazanma yolcusu olan herkes bu sıkıntılar ile denendi ve denecek mutlaka. Tabii ki hak din için sıkıntı çekerek deneniyor. Bu çok özel bir kavram; üzerinde durmakta fayda var.

Herkes sıkıntı çekebilir. Para sıkıntısı, sağlık sıkıntısı, aile içi sıkıntılar... Fakat din için sıkıntı çekmek istisnasız her sıkıntıdan çok daha farklıdır. Neden böyle derseniz. Çünkü dünyevi sıkıntılarınızdan (para sıkıntısı, sağlık sıkıntısı gibi...) kurtulma isteği yine dünyevi yani nefsani başka isteklerden ileri gelir. Ve bu insanın kendi mutluluğu içindir. Hatta çoğunlukla bu tarz sıkıntılardan kurtulmak için kural da dinlemez insanoğlu. Ama İslamiyet için çektiğiniz sıkıntıyı aşarken her yolu mubah görmeden, haklı olmak için ekstradan çaba sarf etmelisiniz. Çünkü kendiniz için savaşıyor durumda olmamalısınız. Eğer ki İslami sıkıntıları aşarken de kurallara uymuyor iseniz yaptığınız şey yalnızca karşı tarafı yenme çabası olacaktır ve bu durum örneğin para sıkıntısını aşmak isteyen insanın kuralsız bir şekilde verdiği mücadelenin aynısı olacaktır. İslami sıkıntıya katlanmanın farkı buradadır, katlanırken dahi sınırlara riayet etmek ve nefsani davranmamak.

Yani hak yol yolcusu galip gelmek için her yola başvurma hakkına sahip değildir. Her şey nefsi yenmeye vesile olarak görmelidir insan. Nefsin en doruk noktaya ulaştığı an, kavga(savaş) anı da dahil buna. İşte o anda kendine hâkim olup nefsini alt edebilirsen çok büyük mertebeye ulaşmışsındır demektir. Onun için cihat en büyük ibadettir. Nefsin en coşkun olduğu anda onu ezebilmek. Bu durumda dahi kendine hâkim olma ve illaki galip gelmeye değil haklı olmaya çalışma hak yol yolcusunun en büyük özelliğidir.

Eğer İslamiyet için savaşırken, mücadele ederken karşı tarafı yenme için gayret ediyorsanız yaptığını İslam adı altında tamamen nefsani bir çaba olacaktır. Adı istediği kadar İslami olsun, bu senin dini değil nefsani bir mücadelenin içinde olduğunu gösterir. Çünkü haklı olma davası yerini yenme davasına bırakacak. Artık davanın kendisi ile değil karşı taraf ile yani şahsılar ile ilgilenmeye başlayacaksınız. Olması gereken mücadele anlayışı şudur: Sana zulüm yapana merhamet et, gene tebliğ et. Başkasına zulüm yapanı asla affetme.

Kaide olarak alınması gerekir başkasına yapılan zulme asla seyirci olmama ve asla affetmeme ama kendine yapılanı düşünmeme. Böylece asla nefsani davranmazsın. Çünkü kendine yapılan zulüm için her ne kadar İslam’da karşılık vermeye cevaz olsa da sen gene de sonuna kadar dayan çünkü fevri hareket edersen nefsine uymuş olursun ama başkasına yapılan zulme karşı çıkarsan ruhuna uymuş olursun çünkü hiç tanımadığın birisi için nefs asla fedakârlık yapmak istemez.

Savaşmak bile ne kadar zor olur bu durumda. İslamiyet için savaşıyorum deyip yalnızca İslam üzerinden nefsani savaş yapanlar ne ziyana uğradılar, uğruyorlar. Onun için gerçekten Hak yolun yolcusu, herkesten bin kat daha sıkıntılıdır.

Bunları niye anlattım derseniz…

Sıkıntı çekmenin kural olduğunu vurgulamak için anlattım. Yani olmasaydı da olurdu diye bir şey yok. Ya da keşke peygamberler bu kadar sıkıntı çekmeselerdi diye de bir şey yoktur. Her peygamber gibi Hz. Muhammed(as) de hayatının son anına kadar sıkıntılar ile boğuştu.

Dediğimiz gibi önce yetim ve öksüz olma sonrasında savaşlar, kavgalar, mücadeleler devam etti. Fakat başarılı olunmuştu. Yani Savaşlar kazanılmış ve üstünlük ele geçirilmişti. Yani artık Hz. Peygamber rahat edebilirdi. Edebilir miydi?

Hayır edemezdi. Etseydi ilahi kaide bozulmuş olurdu. Gene sıkıntı çekecekti.

Hz. Peygamberin çok kadınla evliliğini araştırırsanız, şunu görürsünüz ki hayatının son dönemindeki yaşadığı sıkıntısı bu olmuştu. Daha önceden sokakta yaşamıştı sıkıntıyı şimdi evinde yaşayacaktı. Görünen o ki, çok kadınla evliliği kendisine asla huzur getirmemişti. Zaten huzur için de yapılmamıştı biraz sonra göreceğimiz gibi. Son anına kadar devam eden sıkıntı çekme kuralını bu kadar uzatarak anlatmamın nedeni buydu.

Şimdi sırası ile evliliklerini inceleyelim.

1 - Hz. Hatice: 

Hz. Peygamberin ilk evliliğini yaptığı 40 yaşlarında iki çocuklu dul bir bayandı. Hz. Peygamber ise 25 yaşında idi. Kendisi ile 25 yıl evli kalmış, Kasım, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah adında 6 çocuğu olmuştur.
Hz. Peygamber, Hz. Hatice'nin vefatına kadar başkası ile evlenmemiştir. Ki Mekkeli müşriklerin kendisine bin bir çeşit dünyevi ikram teklif edip, davasında vazgeçmesini teklif ettikleri dönem de işte bu dönemdir. Hz. Hatice'nin vefatından sonra ise 2 sene dul yaşamıştır.

2 - Hz. Sevde:

Hz. Peygamber 51 yaşında iken, 53 yaşında dul ve çocuklu bir kadın olan Hz. Sevde ile evlenmiştir. Hz. Hatice'den öksüz kalan Hz. Peygamberin çocuklarının bakımı ve yetişmesinde çok büyük bir rol oynadığı rivayet edilir.

3 - Hz. Aişe:

Üçüncü evliliği ise, Hz. Aişe ile olmuştur. Günümüzde en çok tartışılan evliliği budur. Günümüzde.

Aişe, Hz. Peygamberin dul olmayan tek eşidir. O yıllarda bu konu mesele edilmemişse de bu evlilikle ilgili günümüzde mesele edilen şey Hz. Aişe’nin evlilik yaşı konusudur. Hz. Aişe’nin evlilik tartışmalarında yaşı ile ilgili birincisi 18 yaşlarında olduğu, ikincisi ise 9 yaşında olduğu üzerine 2 iddia bulunmaktadır. Bu her iki iddia ile ilgili deliller olmakla birlikte siz de takdir edersiniz ki 9 yaşında evlilik iddiası hayatın akışına pek uygun değildir. Hayatın akışından sadece bu yaştaki bir kızla yapılan evliliğin akıl alır bir şey olmamasını kastetmiyorum. Aynı zamanda o evliliğin yaşandığı zamanda, bu yaş konusu ile ilgili hiçbir bir dedikodunun çıkmamasını, hatta evlilik ile ilgili birçok konu konuşulduğu rivayet edilirken (örneğin mehir konusu) Aişe’nin babası Hz. Ebu Bekir ile Hz. Peygamber arasında buna mukabil örneğin “Yaşı şimdi küçük şimdi sözleşelim evlilik daha sonra gerçekleşsin” gibisinden bir şeyin hiçbir şekilde konuşulmamış oluşunu ve Hz. Aişe’nin müdahil olduğu birçok olayın yaşının küçük olması iddiasına ters düşüyor oluşunu da kastediyorum. Yapılan yaş hesaplamalarına baktığımızda da zaten en tutarlı hesabın Aişe’nin ablası Esma üzerinden yapılan yaş hesabı olduğunu görüyoruz ki, o hesap da bize Hz. Aişe’nin evlenirken 20 yaş civarında olduğunu göstermektedir. 

Şunu söylemek isterim: Bu tip, tarihte yaşanmış belirsizlik içeren konularda yapılacak en doğru teyit yöntemi, ilgili konuyu hayatın akışına koymaktır ki burada en önemli delil az önce de dediğimiz gibi yaşın küçük olduğu konusunun o dönemde bir mevzu olarak konuşulduğuna dair en ufacık bir rivayetin bulunmamasıdır. Ne kendi aralarında ne de Hz. Peygamber’in açığını bulmak için uğraşanların yaptıkları konuşmalarda böyle bir şey hiç konu edilmemiştir. Dediğimiz gibi, zaten ablası üzerinden yapılan yaş hesabı da bu konuyu desteklemektedir. Dolayısıyla Aişe evlendiğinde 20 yaş civarında bir bayandır.

4 - Hz. Hafsa:

Hz. Peygamber 56 yaşındayken, 22 yaşında dul bir bayan olan Hz. Hafsa ile evlenmiştir. Fiziksel olarak pek güzel olmadığı rivayet edilir. Babası Hz. Ömer, onu önce Hz. Osman ile daha sonra Hz. Ebubekir ile evlendirmek istemiştir. Onların kabul etmemesinden sonra, Hz. Peygamber Hafsa'yla evlenmiştir.

5 - Huzeyme kızı Zeynep:

Hz. Peygamber(as) ile evlendiğinde, 60 yaşında dul bir bayandı. Evlilikten yaklaşık 8 ay sonra vefat etmiştir. 

6 - Ümmü Seleme:

65 yaşında 4 çocuklu dul bir bayandır Ümmü Seleme. Hz. Peygamber 57 yaşındayken kendisi ile evlenmiştir.

7 - Cahş kızı Zeynep:

Bu evlilik, Hz. Peygamber ile evlatlığı olan Zeyd'in boşandığı eşi Hz. Zeynep arasında gerçekleşmiştir ve o zamandan bu zamana bir çok tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Bu yazıyı yazdığım tarih 25.Mayıs.2007 idi. Bugün 25.Aralık.2025. Daha önceden bu evliliğin nasıl gerçekleştiğini göstermek için Muhammed Esed’in tefsirinde yaptığı açıklamayı nakletmiştim ama öyle yapmayacağım. Kısa bir zaman önce yayına aldığım yazıda vurguladığım şeyi vurgulayacağım biraz sonra ama ondan önce bu konu ile ilgili hadis kitaplarına da girmiş kabul edilemez rivayetler hakkında konuşmak isterim. Ki o hadis kitaplarında Peygamberin parmaklarından su akıtma hikayesi de vardır.

Arkadaşlar, Hz. Peygamberin vefatından sonra, “Ona övmüş olalım da yalan da olsa sevap olur” mantığı ile türlü türlü hikayeler uydurulmuştur. Bu uydurulan hikayeler arasında cinsel içerikli hikayeler de vardır. Yine hiç yaşanmamış şeylerdir bunlar. İnsanın okurken “Iyy nasıl bir şey bu” diyebileceği cinsten hikayelerden bahsediyorum. Bel altı olduğu için üzerinden mizah da çıkarılır. Ama burada çok ilginç bir durum var. O da şu ki, bunları uyduranlar iyi bir şey yaptıklarını düşünerek uydurmuştur, dalga geçilsin diye değil. Adam baya baya uydururken tamamen iyi niyetli bir şekilde söylemiş o hikayeleri. Bu durum ne yazık ki bu tip konuların içinden çıkılmasını daha da zorlaştırmaktadır. Hadis kitaplarına girdiği için de bunları savunmak zorunda olduğunu sanan insanlar konuyu daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Hz. Peygamber’in Zeynep ile evliliği de bu durumdan nasibini almıştır.

İstediği kadar hadis kitaplarında olsun hatta sahih diye damgalanmış olsun, dediğimiz gibi, lafın nereye gideceğini hesap etmeden, iyi bir şey yaptıklarını sanarak Hz. Peygamber(as) ile ilgili bir sürü şey uydurulmuştur. Bu konuda aklı başında, akademik disipline uyan kişilerin söylediklerine bakmak doğru olandır.

Evlilik konusuna gelirsek... Bu konu muhtemelen Hz. Peygamber’in Zeyd ile Zeynep’in evlendirme konusunda yanlış bir karar aldığını düşünmesi ve bunu düzeltebilmek için çabalaması sonucu bu kadar çetrefilli hale gelmiştir. İşin içinde evlilik konusu olduğundan yani konunun magazinel boyutu da olmasından kaynaklı, dedikodudan ibaret çeşit çeşit senaryolar uydurulmuş ve böyle böyle konu anormal bir noktaya ulaşmıştır. Bu konu tamamen bir Peygamber’in yanlış yaptığını düşünüp, konuyu düzeltme çabasından ibarettir. Hiç bir noktasında kötü niyet yoktur. Duyduklarınızı bu filtreden geçirirseniz siz de benim vardığım noktaya varırsınız.

Peki neden bu konu ile ilgili ayetler var derseniz, burada sadece bunun değil bütün ayetlerin Hz. Peygamber'in özeli olduğunu bilmek gerekir. Bu konu ile ilgili 21.Aralık.2025 tarihinde yazdığım Putperestlik: Konum Bağımlı Tanrı İnancı yazısına başvurmanızı tavsiye ederim. Yazı boyunca Hz. Peygamber’in hiç kimseyi ilgilendirmeyen özeli ilgili ayetlerin neden bulunduğunu açıklamaya çalıştım -naçizane-.        

8 - Ümmü Habibe:

Hz. Peygamber(as), bir sonraki evliliğini 60 yaşında iken, 55 yaşında dul bir bayan olan Ümmü Habibe ile yapar. 

9 - Hz. Cüveyriye:

Beni Mutsalikoğulları ile yapılan savaşta esir düşmüş dul bir bayandır. Rivayetlere göre başka bir sahabenin kölesi olmuştur. Hz. Peygamber, ona, savaş esirliği parasını ödemeyi ve kendisine eş olmasını teklif etmiş, Hz. Cüveyriye'nin kabulü ile evlilik gerçekleşmiştir. Hz. Peygamber’in 60, Hz. Cüveyriye’nin ise 20 ile 30 yaşları arasında olduğu söyleniyor.

10 - Hz. Safiye:

Hz Peygamber’in, Safiye ile evliliğini aktaran kimi rivayetlerde gerçekten hiçbir şekilde kabul edilemeyecek şeyler vardır. Genelde bu da yine büyük soru işaretleri doğurur. İslam’ın hak din olmadığını, Hz. Muhammed’in bir Peygamber olmadığını iddia edenler de anlatılan rivayetleri iyice dramatize ederek anlatırlar.

Anlatılan şeylerin ana fikri, Safiyye'nin Hz. Peygamber tarafından büyük bir ıstırap yaşatılarak evlilik yapmaya zorlandığı şeklindedir. Ve anlatım burada biter. Yani esir alındıktan sonrası ile Medine’ye gelişi arasındaki zaman anlatılır ve bırakılır. Devamı nerede? Yok.

Tamam orada bıraksınlar, peki, anlatılanlar doğru mu?

Sorgulayalım.

Aişe’nin yaşı konusunda yaptığımızın aynısını yapıp anlatılanların doğruluğunu hayatın akışına koyarak sorgulayalım. Hayatın akışına koyduğumuzda eğer iddia edildiği gibi o derece kötü olaylar kendisine yaşatıldıysa hikâyenin şu 3 senaryodan biri ile sonlanması gerekirdi:

a) Medine’ye ulaştıktan sonra Safiyye yaşadıklarına katlanamadı ve intihar etti.

b) Medine’ye ulaştıktan sonra Safiyye, kendisine o kötü şeyleri yaşatan Peygamberi bir gece uyurken bıçaklayarak katletti. Sonuçta aynı evin içinde yaşıyorlardı.

c) Medine’ye ulaştıktan sonra Safiyye, yaşadıklarını kendine yediremedi ve kaçıp gitti. Bir daha da haber alınamadı.

Evet bunların hangisi gerçekleşti?

Hiçbiri mi? Tamam o zaman, o anlatılan korkunç hikayelerin kurgusunda ciddi sorunlar var demektir. (Biraz sonra biraz daha değinmiş olacağız bu konuya.) Devam edelim. 

11 - Mâriyetü’l-Kıbtiyye (Ümmü İbrahim) :

Peygamberimizin ilk evliliği olan Hz. Hatice'den 6 çocuğu olmuş ondan sonra Hz. Mariye'ye kadar hiç çocuğu olmamıştır. Hz. Mariye'den ise yedinci ve sonuncu çocuğu İbrahim olmuş. O da 2 yaşına kadar yaşamıştır.

12 - Hz. Meymune:

Hz. Peygamber'in vefatından 1-2 sene önce yaptığı son evliliğidir. Bu da dul kalmış bir bayandı.

……….

Çok kadınla evliliği duyunca kafası ışık hızı ile birbirinden güzel bayanlarla hoş vakit geçirmeye giden insanlara şunu söylemek isterim. Yukarıda evliliklere baktığımızda, Hz Peygamber’in 8 ay sonra vefat edecek durumda 60 yaşındaki Huzeyme kızı Zeynep isimli bir bayan ile evlilik yaptıktan sonra, 65 yaşında 4 çocuklu Ümme Seleme ile evlilik yaptığını da görmekteyiz. Cinsellik de cinsellik diyenlere soruyorum: 65 yaşında 4 çocuk anası kadın ile ne cinselliği yahu? Herkesi kendimiz gibi düşünmeyelim. Bu evlilikleri cinsel eksenli düşünmek, cinsellikten başka hiçbir şey düşünmeyen zihinlerin işidir.

Hz. Peygamber hayatının büyük bir çoğunluğunu tek eşli ve dul olarak geçirmiştir. Son dönemde yaptığı evlilikler ise çoğunlukla onun himayesine aldığı bakılmaya muhtaç yaşlı hanımlar ve onların çocuklarıdır. Hz. Hatice'den sonra yaptığı 11 evliliğinin büyük kısmı 50 yaşının üstündeki bayanlardı ve Hz. Aişe dışındakilerin hepsi de duldu.

Bizim göstermek istediğimiz ise aynı tüm Peygamberlerin hayatlarında olduğu gibi, Hz. Peygamber’in hayatında da değişmez kaide işlemiş ve yaptığı evlilikleri onun için sıkıntıdan başka bir şey olmamıştır. Her evliliği aslında başka bir problem başka bir sorumluluk olmuştur. Yani çok kadınla evliliği görülüyor ki asla onu mutlu eden bir şey değil aksine yapılması gereken bir vazife gibiydi.

Evliliklerinde yaşadığı sıkıntıların ne boyutta olduğunu anlamak için İ’lâ hadisesi olarak adlandırılan, eşlerinden, eşlerinin kendisine yarattığı sıkıntılardan uzaklaşabilmek için evinden 1 ay boyunca ayrılması konusuna bakabilirsiniz.

Hz. Peygamber’in çok kadınla evlenmesi konusunu sanki eşlerine işkence edilmiş gibi yansıtmaya çalışanlara bir soru: Kapı açık değil miydi? O zaman varsa evlerdeki kapılar bir tekmelik canı olan tahta kapılarmış. Çoğunlukla o bile yokmuş sadece bir perde olurmuş. E çekip gitselerdi. Niye gitmemişler? Var mı bir cevabın? Yok değil mi? Neden yok biliyor musun? Konu ne olursa olsun konuyu bağlamından koparırsan cevap veremezsin de ondan.

Yahu kardeşim baskın basanın olduğu bir dönemde, bir evin içinde olmak bir kadın için ne büyük nimetti biliyor musun? Sizin gazınıza gelip konuşanlar, söyledikleri ile kendilerini ne kadar kötü bir noktaya götürüyorlar farkında değil misin? Sanki o kadınlar biri ile evlenmemiş olsalar LinkedIn üzerinden iş başvurusunda bulunacakmış da olmamış gibi anlatıyorsunuz konuyu. Bir kadının, bir erkek tarafından eş olarak kabul edilmesinin, sahip çıkılmasının, bir ev içinde bulunmasının bulunmaz bir nimet olduğu bir dönemden bahsediyoruz.

Ayrıca çok kadınla evliliği zaten İslam icat etmemiştir. Sadece Arap yarımadasında değil, tüm dünyada uygulanan bir kültürdür bu. İslamiyet bunu haram kılmamış çünkü doğrudan haram kılacak bir şey yok ama açıkça tavsiye etmemiştir (Nisa/3). Taraflar birbirinden razı ise, şimdi de yapılabilir. Kime ne?

Bitirirken, Hz. Muhammed’i peygamber olarak kabul etmeyen insanlara son bir söz söylemek isterim. Hz. Peygamber’i kutsal bir insan olarak kabul etmemeniz, size bu konuyu bağlamından koparabilme ve hatta bağlamından koparak O'na iftira atabilme hakkını vermez. Konuları dine olan öfke ile değil, tarih metodolojisine uygun olarak incelemeniz gerekmektedir. Makul olunuz.

0 comments :