22 Kasım 2025 Cumartesi

Devlet 2.0: Kişiye Özel Affetme Sistemi

Nasıl da başkasının canının yandığı konuda soğukkanlı soğukkanlı konuşuyor. E tabi yanan başkasının canı.

“(…) Bu noktada, suçluyu cezalandırmayı düşünmek yerine onun neden suça sürüklendiğini araştırmalıyız. Mutlaka toplumsal ve psikolojik nedenler ortaya konulmalıdır. Bu aşamada, suçluyu suçlu olarak değil bir hasta olarak görmeliyiz. Bir hastaya nasıl ilgi ve şefkatle yaklaşmamız gerekiyorsa, belki de öyle yaklaşmamız gerekiyor. (…)”

Ne kadar da sağduyulu ne kadar da soğukkanlı değil mi?

İşte aynen böyle konuşan biri vardı bir kanalda. Bizzat şahidim: Bu kişiye bir zaman önce Twitter’da başka bir konu üzerinden sert bir şeyler yazdı biri. “Dikkat et. Senin canını yakarlar” gibisinden tehditvari bir cevap vermişti. Hani nerde o, olaylara sağduyulu yaklaşan insan? Hani nerde o, olaylara soğukkanlı yaklaşan insan? Kendi meselen olunca göremiyoruz onu, değil mi?

Kendi canı mevzu bahis olunca, başkalarının acıları üzerinden konuşurken ortaya çıkan o, “olaylara sağduyulu ve soğukkanlı yaklaşan insan” görüntüsünden eser kalmıyor. Kendi meselesinde, “Bana böyle şeyler yazmanın altındaki toplumsal ve psikolojik nedenleri araştırmalıyım. Sana bundan sonra ilgi ve şefkatle yaklaşacağım” demiyor. “Dikkat et seni bilmem ne yaparlar” diyor.

Hatırlarsanız, Devlet 2.0: Kişiye Özel Ek Cezalandırma Sistemi isimli yazımızda: Bu sistemle, insanlar var olduğunu iddia ettikleri ideolojilerine(!) uygun olarak kendileri için ek cezalandırma hukuku yazabilecekler, böylece hem eğer bir yerlerde samimi insanlar varsa onlar davalarını yaşayabilecekler hem de blöfçüler çenelerini kapayacaklar ve büyük bir ızdırap bitecek demiştik. Çünkü bir yerlerde böyle beylik laflarla, “şöyle sistem istiyorum, böyle sistem istiyorum, şöyle olmalı, böyle olmalı” diye konuşanlara “Yaz işte kendin için ek cezalandırma hukuku. Niye yazmıyorsun?” denebilecek. Başka bir deyişle “Madem yeni bir düzen istiyorsun. O düzene göre kendin için yaz bir cezalandırma hukuku. Yaşa o düzeni. Devlet 2.0, bunu sana sağlayacak.” denebilecek. Peki bu sistemi başkalarının acıları söz konusu olunca sağduyu ve soğukkanlılık timsali görüntüsüne bürünerek cezalandırma sürecini baltalamaya çalışanlara da uyarlayamaz mıyız?

Elbette yapabiliriz. Hadi işi ciddiye bindirelim.

Devlet 2.0’da bireyler kendileri için affetme hukuku yazabilecekler. Örneğin: “Eğer biri beni gasp ederse, tehdit ederse, bana tecavüz ederse ya da beni yaralar ya da öldürürse, ona hiçbir şey yapılmasın. Ona hasta muamelesi yapılarak ilgi ve şefkat gösterilsin. Zaten ben de her hafta onu ziyaret edecek, temiz çamaşır götürüp kirlilerini de temizleyeceğim.” diyebilecekler. Bu sözler suçtan önce yazılıp e-devlet üzerinden kaydedilmişse, ilgili şahsa karşı suç işleyen kişiye cezalandırma uygulanmayacak. Ve işte o zaman, bizler de, bunu yazan için ilgi açlığını başkalarının acıları üzerinden tatmin etmeye çalışan biri değil, samimi bir insan diyeceğiz. Tabii cehaletinde samimi.

Örnekler üzerinden devam edelim.

- “Örgüt kurup birilerini öldürülmüşse ne olmuş. Barışalım. Barış her zaman iyidir.”

+ Sen zarar gören taraf değilsin ki nasıl barış sözcüğünü kullanıyorsun?

- “Affediyorum onu güzel kardeşim”

+ Neyi affediyorsun?

- “Bomba koyup patlatmışları. Onları affediyorum”.

+ Kardeşim sen zarar gören taraf değilsin. Sen nasıl bu konuya müdahil oldun? Affetme, barış gibi sözcüklerin senin ağzında ne işi var? Ayrıca geçen gün canını sıkan bir şey olmuştu da ağız dolusu küfürler ediyordun. Hatırladın mı? “Onu şöyle keserim, böyle biçerim” falan diyordun. Nasıl oldu da bir anda soğukkanlı, sağduyulu insan görüntüsüne büründün öyle.

- “Peki barışa karşı mısın?”

+ Canım, o kadar cahil, o kadar yetersizsin ki… O kadar birikimsizsin ki... Ve bu haldeyken bu konulara girip çıkış yolu bulamayıp bunun sonucunda o kadar anlamsız cümleler kuruyorsun ki! “Şöyle dese de yadırgasam. Galip gelsem. Kurtulsam şu konudan.” diye saçma sapan yerlere çekmeye çalışıyorsun girdiğin konuyu.

“Barış sözcüğünün tanımını yap” desem yapabilecek misin? Hayır yapamayacaksın. 

Hadi ondan vazgeçtim. Barış mı diyorsun sen? Tamam. Yaz kendin için barış hukuku işte. Hadi göreyim seni. Savun kendin için barış hukuku yazabileceğin Devlet 2.0 düzenini. Bu düzende diyebileceksin ki: 

“Eğer birileri bir yere bomba koyup patlatır da ölürsem. O teröriste hiçbir şey yapılmasın. Eğer bir yakınım ölürse de dava açmayacağım, peşine düşmeyeceğim. Hatta yakınımın katili o teröristi cezaevinde ziyaret ederek, temiz çamaşırlar götüreceğim. Evde yaptığım kekleri, börekleri götüreceğim. Hatta kişiye özel cezalandırma hukuku sistemine de başvurup, yakınımın katiline her hafta yemek ve çamaşır götürmezsem, götürmediğim her hafta için bana para cezası uygulanmasını sağlayacağım. Affediyorum onu. Barışıyorum onunla.” 

Yaz bunları görelim ne kadar samimiymişsin, cehaletinde.

Başka bir örneğe geçelim:

“Nesiller boyu fakir olan, tek öncelikleri gördükleri diğer varlıklı aileler gibi yaşamak isteyen bir kesim var. Fakirlik bu kesimin DNA’sına kadar adeta işlemiş gibi. Dedelerinin babaları fakir, dedeleri fakir, babaları fakir, kendileri fakir. Zengin olduğunu gördükleri kesimden haraç isterken bunun hakları olduğuna inanıyorlar. Cezaları arttırmayla bu sorun bitmeyecektir.”

Eee?? Sonra? "Hakları olduğuna inanıyorlar", sonra? Tamamla iddianı. Hakları mı oluyor? Hakları olduğunu kabul mü ediyorsun? İnanmayla bitiyor mu iş? Lafa bak, hakları olduğuna inanıyorlarmış. Söylenecek laf mı bu? İsterse "Gözümle gördüğüm her şey benim hakkım" desin. Sabahtan akşama kadar inansın. Sabahtan akşama kadar desin. Ne oluyor sonra? Hakkı mı değil mi? Eğer hakkı değilse ne yapmamız gerekiyor? İnsanları koruma adına bunlar için cezalandırma hukuku geliştirmemiz gerekiyor olabilir mi sence? Ayrıca birinin bir şeye inanıp inanmadığını nasıl bilebiliyorsun sen? Böyle bir şeyi iddia edebilecek özgüveni nereden buldun? Cezaları arttırmayla bu sorun bitmeyecekmiş. Gayet güzel biter de, bitirmeye çalışan kim yahu? İnsanın olduğu yerde her zaman suç olur. Amaç bitirme değil, adaleti sağlama. Bitmesi de mükafatı olur. Konuya çok uzak, çok. 

Yahu nereden başlayayım şimdi buna? Hepsi yanlış. O kadar yanlış ki, cümle cümle değil, sözcük sözcük, hepsi yanlış. 

Birincisi fakirlik(?) de dahil olmak üzere hiçbir şey suç işlemeye, bir masumun canını yakmaya gerekçe değildir.

İkincisi, istediği kadar "çetecilik yapmak hakkım olduğuna inanıyorum" desin. Sabahtan akşama kadar inansın. Sabahtan akşama kadar söylesin. Ne olur, ha, ne olur? Ha, ne olacağını sana söyleyeyim mi? Önleyici Mahiyette Cezalandırma Hukuku'nda böyle bir şeye niyeti olduğu anlaşıldığı anda eylem gerçekleşmeden cezalandırma hukuku ile muhatap olur. Tamam? Detaylarını araştır bakalım, neymiş bu önleyici mahiyette cezalandırma hukuku. 

Üçüncüsü, demek zengin olmayı istedikleri için hırsızlık, uğursuzluk, çetecilik yapıyorlar. Vay be! Bu nasıl bir tespit böyle! Biz de spor olsun diye yapıyorlar zannediyorduk. İyi oldu söylediğin. Dünya üzerinde bir sürü boş şey var ama zengin(?) olmayı isteme durumunu herhangi bir suçun gerekçesi olarak sunma, hak(!) olarak görüldüğünü söyleme kadar boş bir şey olmasa gerek. 

Sana bir soru: Sence insanlar neden okuyor? Neden çalışıyor? Neden kendilerini geliştirmek için uğraşıyorlar? Zengin olmak ya da başka bir deyişle fakirliğe düşmemek ve bunu şerefli, namuslu bir şekilde gerçekleştirmek ve bu şekilde hayat sürmek için olabilir mi? 

Anladığım kadarıyla arkadaşımız insan yaşamını keşfetme aşamasında. Birisinin kendisine insanların dünya hayatına dair bütün çabasının fakirlikten kurtulma ya da başka bir deyişle fakirliğe düşmemek için olduğunu, bunu suç işleyerek ya da şerefli bir şekilde yapmanın bireyin kendi tercihi olduğunu anlatması gerekiyor. Yani çok çeşitli alanlarda fayda üreterek geçimini sağlayan insanlar da neden yapıyormuş bunu? Fakirlikten(?) kurtulma ya da fakirliğe(?) düşmemek için. Dünya hayatında zengin(?) olmayı istemek, nefes alıp vermeyi istemek gibi herkeste var olan bir şeydir. Onun için bu, hiç bir şey için özel bir gerekçe olamaz. Bir gerekçe olduğu söylenemez. Bu güne kadar ne saçmalıklarla karşılaştım ama suça haklı(!) gerekçe olarak zengin olmayı istemeyi gösterme, uzak ara bu güne kadar gördüğüm en saçma argüman olabilir. Bak bir de sana devlet aracının neden icat edildiğini anlatayım. Bazılarına aklını kullanarak şerefi ile namusu ile yaşamak zor geldiği için alçakça yollara başvurur ya. Hah işte bu yüzden devlet denilen şey icat edilmiştir ve cezalandırma hukuku hazırlanmıştır. 

Ayrıca şahıs "fakir(?)" olduğunu iddia ettiği kimselerin böyle bir şeyi hak olarak gördüğünü iddia ederek o insanlara nasıl hakaret ettiğinin de farkında değil sanıyorum. Ve ayrıca hiç kimse, kimin neye inandığını, neyi kendine hak olarak gördüğünü falan da bilemez. Kimsenin yağmacılık yapmayı kendine hak olarak gördüğünü de sanmıyorum zaten. Şahıs "sosyolojik yorum yapabiliyorum" görüntüsü vermek için gereksiz anlam yüklemiş. Yani aslında konu, bunları söyleyen şahsın, sosyolojik konularda yorum yapabilen insan görüntüsü verebilmek için kendi kendisine kimi insanların yağmacılık yapmayı kendine hak olarak gördüğüne inandığını iddia etmesinden ibaret, sanki doğru bir bilgiye dayanıyormuş gibi. Doğru bilgiye dayanmadığı için zaten, "inanma" gibi ispatlanması veya çürütülmesi mümkün olmayan bir şeyi iddia ediyor. Böylece, sosyolojik tespit yapabilen insan görüntüsü verebilmek için kurguladığı senaryosunu belirsizliğe çekerek ispatlamaktan, ispatının sorulmasından kurtulmuş oluyor. Tabii bunları bilinçli bir şekilde yaptığını da sanmıyorum. Tamamen içgüdülerine daha doğrusu İblis'in fısıldamasına uyarak yapıyor. Ama biz yine de kurallarına göre oynayıp cevap veriyoruz, cevap verilmedi denmesin diye. Yoksa bu argümanın saçmalığını göstermek adına şunu sormak bile yeterlidir: Tecavüz etmeyi de cinsel isteklerini doyurmak için yapıyor insanlar bunu da haklı(!) bir gerekçe olarak görüyor musun? Ya da sosyolojik bir tespitmiş gibi gözüksün diye tecavüzcülerin böyle gördüklerini iddia edecek misin? "Cinsel ihtiyaçlarını bir eş ile gideremeyen insanlar da tecavüz etmeyi kendilerine hak olarak görüyor. Cezaları arttırma ile bu sorunu bitiremeyeceksiniz." falan da diyecek misin? Yahu birileri bir şeyleri kendilerine hak olarak görse ne olur görmese ne olur? İstediği kadar görsün, kaç yazar? Söylenecek laf mı bunlar?

Dördüncüsü, insan var olduğu müddetçe suç da olacaktır elbette. Bizler cezalandırmanın hem önleyici mahiyette hem de kısas temelli olması ile suçu neredeyse yok edeceğini söylüyoruz. Elbette tamamen yok edemeyiz, dediğim gibi insanın olduğu yerde suç mutlaka olur. Ama en aza indirgemek elimizdedir. 

Ama, "Cezaları arttırmayla bu sorun bitmeyecektir" diye sanki bildiği bir şey varmış gibi konuşmak ne demektir yahu? Mesele sorunu bitirmek değil zaten, sorunu en aza indirgeyip, kamu vicdanını da tatmin etmek yani adaleti sağlamak. Senin cezaları arttırma dediğin, bizim ise cezalandırma sistemini hem önleyici mahiyette hem de kısas temelli hale getirme dediğimiz şey ile hem bu sorun olabilecek en aza indirgenir hem de eğer suç işlenmişse de kamu vicdanı tatmin olur. Yani asıl amaç suçu bitirme değil zaten, adaleti tahsis etme. Beraberinde suçun azalması da ekstra mükafatıdır bu sistemin. Daha cezalandırma hukukunun amacını bilmiyorsunuz yahu. 

Beşincisi, hadi fakirliği(?) bir gerekçe olarak aldık diyelim, eğer bir insan fakirliği(?) bu kadar sorun ediyorsa, gitsin o fakir(?) hali ile illa ki üremek zorundaymış gibi üreyen anası babası ile yüzleşsin o zaman. “Madem durumunuz yoktu neden çocuk sahibi olmaya kalktınız?” diye sorsun. Buyursun yüzleşsin hayatının tek gerçeği ile. Tutan kim? Ayrıca her şey cezalandırma hukuku ile düzelir dedik ya. Sana bir haberim var: Kontrollü üreme için de hazırlanmış kanunlar var önleyici mahiyette cezalandırma hukuku içinde. Bir araştır bakalım, neymiş bu.

Altıncısı, her şeyi geçtim, “fakirlik(?)” ne demek yahu? Tanımı ne bunun? Nerede başlar, nerede biter? 

Yedincisi, şu saçmalıkları duyan da şerefli, namuslu yani olumlu anlamda başarılı insanların hepsinin zengin(?) ailelerden çıktığını falan sanacak. Ayrıca yine sormamız gerekiyor: Zenginlik ne demek? Nerede başlar?

Sekizincisi, hayır bir de öyle saçma sapan bir anlam yüklemiş ki, sanki bu tip çetelerde takılanlar zaten sorumluluklarından kaçmak için bu tip arkadaş gruplarına girmiş değil de “Anadan babadan fakirim. Şu anda bunu sosyolojik olarak değerlendirip, çetelere giriyorum” diyorlarmış gibi.

İnternet erişiminin bu kadar kolay olduğu ve internette hemen her konuda her türlü bilginin ücretsiz bir şekilde hazır olduğu, eğitim isteyen insanların çok rahat bir şekilde buna erişebileceği, bir meslek sahibi olup, uzmanlaşabileceği ve rahat bir şekilde de hayatını yaşayabileceği günümüz dünyasında böyle alt sınıf tespitlerin sırf “bakın sosyolojik konular hakkında konuşabiliyor ve sıra dışı yorumlar yapabiliyorum” amacı ile yapıldığını görmek zor olmamalı. Bu gibi insanlar "fakir(?)" sözcüğünü kullandığı için takdir toplayacağını bilir. Gerçekten de "fakir(?)" sözcüğünü duyan avam kesimler de ilgili şahsa istediğini verir ve takdirlerini sunarlar, aslında bu saçmalıklarla fakir(?) olan insanlara hakaret edildiğinin farkında bile olmadıkları o halleri ile.

Fakir(?) olmanın suç işlemeye haklı(!) gerekçe diye sunmanın tarihin en saçma argümanı olduğu gerçeğini bir kenara koyup devam edersek, bu fakirlik(?) gerekçesinin çetecilerin suç işlemesine izin olduğu iddiasının doğru olması için çetecilerin internete erişememesi gerekiyor. Böyle bir şey var mı? Tabii ki de yok. Peki internete erişip ne yapıyor çeteciler? Sanal kumar başta olmak üzere kısa yoldan para kazanma yollarına sapma? Bilgisayar oyunları ile ömür tüketme? Abuk sabuk videolar ile boş boş vakit öldürme? Doğru mu? İnterneti faydalı bir şey için kullanmak belki aklının ucundan bile geçmiyor. Değil mi? Ayrıca haydutların "Madem fakirim haydutluk yapabilirim. Bu benim hakkım" şeklinde bir mantık geliştirdiği iddiasının doğru olması için bu yola girenin "Şimdi zengin oldum. Artık haydutluğu bırakıyorum" da demesi gerekiyor. Var mı böyle bir şey? Hayır yok. Demek ki herhangi bir "hakkı olduğuna inanma" gerekçesi ile değil tamamen yağmacılık içgüdüsü ile bu yola giriyormuş insanlar. Hatta şey demesi gerekiyor: "Zengin(?) olduğuma göre artık fakirler(?) benden haraç isteyebilir. Bu onların hakları. Artık ben haraç vermeye başlayacağım."

Bitmiyor ya bitmiyor. İddia her şeyiyle o kadar yanlış ki, yaz yaz bitmiyor. Bu kadar yeter deyip, burada bırakalım.

Not: Fakirlik(?) ifadesi solculuk(?) denilen kurgu ideolojinin şiddete ehliyet için kullandığı kavramlardan biridir. Onun için bunu "şiddete haklı gerekçe" iması ile kullanan kim varsa onu ünlü ederler. Yani aslında fakirliği istismar ederler, istismar edeni de "Vay be, ne güzel konuştu" diye desteklerler. Yani aslında olay, bu güne kadar hiçbir konuda çözüm üretmeyi başaramamış, 3-5 slogandan ibaret olan kurgu sol(?) jargonun insanları şiddete teşvik etmek için fakirlik kavramını istismar edip aynı şekilde bu kavramı şiddete haklı gerekçe iması ile kullananları da takdir etmesinden ibarettir. Bunun takdir edildiğini görünce, kısa yoldan, hızlı bir şekilde takdir toplamak isteyen insanlar da sanki derin analiz yapıyor görüntüsü vermek için "fakirlik" kavramını bir gerekçe olarak sunarlar cümlelerinde. Ve ne yazık ki kendine solcu demek zorunda olduğu zannettirilmiş alt kesimden istediğini de alır bu yola başvuranlar. Bireyin kendi yanlış tercihleri dışında gelişen fakirliğin en önemli nedeni de adi suç şebekeleri ve özellikle devlet mekanizmasını ele geçirip yasal hırsızlık yaptıran insanlardır. Bunun çözümü de yine cezalandırma hukukundan geçer. Yani en temelde fakirlikten kurtuluş da önleyici mahiyette cezalandırma hukukundan geçer. Bunu da eklemiş olalım yazımıza. 

Genele hitaben söylüyorum, “Sen neden ünlüsün?” sorusu sorulsa, baya bir zor durumda kalabilecek kimi insanlar, ne yazık ki, mikrofon şansı bulduğunda bir anda Şeytan’ın yaldızlı sözleri ile bezenmiş ama bir o kadar da altı bomboş yorumlara başlıyor, o sözleri söylediğinde takdir edileceğini zannederek. Dediğimiz gibi konunun gerçekliğini analiz edemeyen insanlardan takdir de geliyor. Fakat şunu unutmayın şu anda yaptığımız gibi bu gibi yaldızlı olduğu hissi uyandıran sözlerin altını biraz kurcalayın kocaman bir boşluk ile karşılaşacaksınız.

“Genç neslin içinde kendini laik veya dindar olarak bir grubun içinde konumlandıramayan, sayıları da çok fazla olan genç insanlar hayata ve yaşadıkları topluma çok kinliler.”

Şuna bak hele "kin" sözcüğünü de katmış işin içine. Hayatı boyunca bütün sorumluluklarından kaçmışlar kin besliyorlarmış. Hayatı boyunca zordan kaçmışlar, "kalabalık olalım da temiz, namuslu, kendi halinde yaşayanları gasp edelim" diyenler kin güdüyorlarmış. Bunu dediği çeteci de “Aaa ben kin besliyormuşum. Dur kin besliyormuşum gibi yapayım suratımı” diyor şimdi. Bu tip, hayatı boyunca sorumluluklarından kaçıp, hiç çalışmamış, neredeyse tamamı en azından sigara içen, suçun her türlüsüne batmışlar “kin besleme” diye bir şeye hakları olduğunu düşünüyorlarsa, kin besleyecekleri kişiler: Önce bizzat kendileri, sonra aileleri, daha sonrasında ise kendilerini bu yola sürükleyen arkadaş çevresi, öyle bir arkadaş çevresinden uzak durmadığı için yine bizzat kendisi ve hatta “Bakın ben fakirlik, kin gibi sözcüklerin geçtiği cümleler kurarak sosyolojik tespitler yapabiliyorum” görüntüsü vermek için yukarıdaki gibi saçmalayarak onları suça teşvik eden bu tarz sözlerin sahipleridir. Ayrıca kimsenin kin güttüğü falan da yok. Şahıs, sosyolojik yorum yapabilen insan görüntüsü verebilsin diye kurguladığı senaryosunda altı bomboş derinlik yaratma çabasına devam ediyor bu sözlerle. O kadar. 

“Bence devlet kanuni tedbirlere tabii ki başvurmalıdır. Ancak bunun yanında maddi durumu kötü olan ailelerin çocuklarına hiç değilse öğrencilik yıllarında arkadaşlarına mahcup olmayacak oranda burs verilmelidir.”

O kadar yetersiz, o kadar bilmiyor ki... Ama buna rağmen nasıl da sempati kazacağım diye o, konudan bihaber hali ile bu konulara girmeye çalışıyor! Fakirlik ve kinden sonra şimdi bir de eğitimi katmış işin içine. Ama mevcut müfredatın zaten 1800’lü yıllardan kalma olup kimseyi iş güç sahibi yapabilecek durumda olmadığının farkında bile değil. O kıt bilgisiyle bu konular hakkında atıp tutmaya başlamadan önce bir baksın bakalım var mı birileri, mevcut müfredatın hatalarını teker teker açıklayarak devrim niteliğinde dersler hazırlayıp insanların erişimine açan. Önce insanlara verilebilecek en büyük bursun bu devrim niteliğinde dersler olduğunu ve bunun da herkesin erişimine açıldığını bir görsün. Daha sonra da bu derslerin ne kadar az izlendiğini görsün. Ha ayrıca şunu da ekleyeyim birçok kişiye burs da veriliyor, yardım da yapılıyor. Biraz araştırırsa bunu da görür. Ama onun derdi bu değil, onun derdi sosyolojik tespitler yapabilen insan görüntüsü vererek hak etmediği sempatiyi toplamaya çalışmak. Onun için de hiçbir doğru bilgiye dayanamayan, eğitim ile alakalı bir yorum da eklemiş cümlelerinin arasına. Eğer o sempatiyi gerçekten hak etmek istiyorsanız, devrim niteliğindeki dersleri hazırlayıp yayına alın. Eğer bunu yapamıyorsanız da bunun yapamamanın dışında verilebilecek en büyük bursu verin. O da sadece çocukların değil, herkesin bu dersleri fark etmesini ve erişebilmesini sağlamaya çalışın. Bundan sonrası kendiliğinden gelecek zaten.

Gelelim hem birinci hem üçüncü örnekteki şahısların cezalandırma hukukuna laf atmasına. Hiçbir söz, suçlunun önleyici mahiyette cezalandırma hukukundan kaçmasını sağlayamaz. “Sen suçlunun neden suç işlediğini araştırmaya koyul biz kısasını gerçekleştireceğiz” denir. Çetecilik, terörizm başta olmak üzere örgütlü suçların tamamı sadece ve sadece önleyici mahiyette cezalandırma hukuku ile çözülür. Bu tip suçlarda suçun bireyselliği de dikkate alınmaz. Yani sadece suçu işleyen değil, suçu işleyenin bütün destekleyicileri de cezalandırma sürecine dahil edilir. Bu konulara böyle lakaytça girenler gidip bir araştırsınlar bakalım bu konuları kim, nerede açıklamış.

Ayrıca insanların canının yandığı bu tip konularda sosyolojik tespit yapan insan görüntüsü vermek isteyen her kim varsa, sosyolojik(!) tespitlerini kendi üzerinden yapsınlar, başkaları üzerinden değil. Ha inanıyorsan yaptığın o tespitlere onun da imkanının sağlandığı Devlet 2.0 Kişiye Özel Affetme Sistemini destekler ve şöyle yazacağını beyan edersin: “Fakirler(?) bana zarar verir veya öldürürse ona hiçbir şey yapılmasın. Eğer bir yakınıma yaparlarsa da şikayetçi olmayacağım ve onu hapishanede her hafta ziyaret ederek halini hatırını soracağım. Çünkü onlar fakir(?). Zengin(?) olmaya çalışıyorlar. Çok sıra dışı bir gerekçe bu.”. 

Bak sadece "Sen bu halinle, sosyolojik tespitler yapabilirmişsin, olaylara farklı yaklaşabilirmişsin gibi gözükmek için Şeytan'ın yaldızlı sözlerine başvuran, 'fakirlik kavramını kullanırsam pek itiraz eden olmaz beni takdir ederler' kurnazlığı yapan, bu kurnazlığı yaparken de ne kadar kötü şeylere anlam yüklediğinin farkında bile olmayan, hak etmediği ilgiyi elde etmeye çalışan birisin sadece" deyip bırakmadım. Önüne kişiye özel affetme sistemini getirdim. Hadi ispatla, "Bu konuda şöyle sosyolojik değeri varmış gibi gözüken yaldızlı sözler söylersem takdir edilirim. İtibar kazanırım" kurnazlığına kalkışan, tek derdi ilgi açlığını tatmin etmek olan biri olmadığını ve "bana veya yakınıma karşı suç işleyecek fakirleri(?) affediyorum" de.

Yazının son bölümüne geçmeden önce, hemen kısaca bu konunun gerçek sosyolojik tespitini yapayım: Dünyanın belki de en tatlı şeyi olan aklını kullanmaktan, sorumluluklarından kaçma insanoğlunun doğasında var olan şeylerdir. Nefsinin hizmetine, şeytanın yoluna girmiş insan her şeyi kısa yoldan elde etmenin yoluna bakar. Çalışarak değil, çalarak mal elde etmeye çalışır. Başarıyla değil, sigara ve içki başta olmak üzere uyuşturucularla da mutlu olunduğunu görür. Kaba kuvvetle üstünlük yarışına da girer. Üstüne bir de cahil bir ailede doğmuş, büyümüş ve ailesinin ona çok da sahip çıkmıyor olması, ona doğruyu ve yanlışı öğretemiyor olması eklenir. Böylece o insanın yanlış arkadaş çevresinin etkisi ile yağmacılığa, haydutluğa meyletmesi neredeyse kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkar. Bu noktada, onun bu yola girmesine engel olabilecek dış etken olarak sadece Cezalandırma Hukuku kalır. Eğer Cezalandırma Hukuku da neredeyse yok edilmişse, artık sadece vicdanı ile başbaşadır. Eğer orada da bir ahlaki duruşu yoksa bireyin, Cezalandırma Hukukunun kaldırılmasından aldığı cesaretle, "aslanlar gibi yatar çıkarız" diyerek her türlü suçu işlemeye başlayacaktır. Buna ek olarak, bu süreci desteklercesine, az önceki örnekteki gibi, "kısa yoldan takdir toplayacağım" diye haydutluğa sapmış insanlar için yapılan baştan sona yanlış, saçma sapan anlam yükleme çabası da bu haydutların cesaretlerine cesaret ekleyecektir. Konunun sosyolojik boyutu bundan ibarettir. Meselenin, fakirlik, zenginlik ile hiçbir alakası yoktur.

Yukarıda 3 farklı örnek işledim ve bunlara binaen herkese söylüyorum: Cezalandırma hukuku hakkında konuşacaksanız, suç çeteleri hakkında yorum yapacaksanız, sadece kendinizi katarak konuşun. Ya da hiç açmayın ağzınızı. Piyasada bir şekilde adı duyulmuşlar, masumların canının yandığı konularda, onların canını yakanlar lehine atıp tutarken, ağızlarından çıkan her sözden önce, "Ben bunu söylüyorum ama sorsalar bu dediğimin arkasında durabilecek miyim?" diye iyice bir tartsınlar kendilerini. Ve bir zahmet, mümkünse, elde ettikleri ünlerini kötülerle mücadele, iyilere fayda için kullansınlar. Bu şekilde kullananlara da selam olsun. 

Şunu da fark ediyorum ki, artık çok sabır gösteremiyorum, bir şekilde ünlü olmuş kişilerin “Vay be ünlü oldum. Dur sanki bir ağırlığım varmış gibi gözüksün diye ciddi konular hakkında da konuşabilen insan görüntüsü vereyim. Hem de farklı insan görüntüsü vereyim. Bunun için yaldızlı sözcükler kullanayım. Hem böylece hızlıca takdir toplarım.” diye konulara girip şeytanın fısıldadığı yaldızlı kelimelerle konunun gerçekliğinden uzak cümleler kurmalarına. Biri gidiyor biri geliyor. Dur bakalım nereye kadar gidip gelecekler. Tabii herkes böyle değil. Böyle yapmayanlara bir kere daha selam olsun.

Kin tutmanın nasıl bir şey olduğu ile ilgili çok bir bilgim yok. Onun için bu konu hakkında konuşabilecek durumda değilim. Sadece şunu söyleyebilirim ki, eğer kin tutmaya birilerinin hakkı varsa, o hakka sahip olanlar, faydalı şeyler üreten veya bu uğurda çalışan ya da en azından hayatını zararsız bir şekilde yaşamaya çalışan insanlardır. Ve o kin adamı çok çok fena yakar. O kini üzerimize çekmeyelim!

Not: Biliyorum, bir önceki yazıyı duyururken "Bundan sonra artık başka çalışma yapmam. Devrim Dersleri - 2'ye geçeriz muhtemelen" demiştim. Ama yine bir çalışma yapmak zorunda hissettim kendimi çünkü gerçekten son zamanlarda yaşananlar tahammül edilir seviyede değil. Müdahale etmesem olmuyor. Ciddiye alıp yazdığımda da biraz kötü hissediyorum. Çünkü diğer çalışmaların yanında hoş durmadığını hissediyorum. Daha doğrusu ilk etapta öyle düşündüm bu yazı için. Ama şimdi baktığımda, bu konu iyi bir şeye vesile oldu sanırım. Şundan dolayı, bu çalışma ile daha önce hiç değinmediğimi fark ettiğim, adaleti bozmak, cezalandırmayı sulandırmak amacıyla istismar edilen başka bir kavram olan fakirlik konusunu işlemiş olduk. Bu konuyu işlemiş olmamızla da aslında büyük bir kızgınlıkla yazmaya başladığım yazı kavramsal bir noktaya evrilmiş oldu çok şükür. Ve bu hali ile içime de sindi. Devrim Dersleri - 2'ye kadar bir daha çalışma yayınlamayacağım demiyorum artık. Neyin, nasıl, ne zaman nasip olacağı belli olmuyor. Ama olursa yine evrensel konularda referans niteliği olan çalışmalarla devam edeceğiz inşallah, aynı öncekiler gibi. Yeni çalışmalarda görüşmek üzere...

0 comments :